Emine Gönül Ertanış

Bir tanem Emineme...

Nalıncı Baba

Emine - 5:21 pm Pazartesi, Haziran 12, 2006

  • Hikayeler

Sultan Murat Han o gün bir tuhaftır. Telaşlı görünür. Sanki bir şeyler söylemek ister sonra vazgeçer. Neşeli deseniz değil, üzüntülü deseniz hiç değil.

Veziriazam SiyavuÅŸ PaÅŸa sorar:
- Hayrola efendim, canınızı sıkan bir şey mi var?
- Akşam garip bir rüya gördüm.
- Hayırdır inşallah?..
- Hayır mı şer mi öğreneceğiz.
- Nasıl yani?
- Hazırlan, dışarı çıkıyoruz.

Ve iki molla kılığında çıkarlar yola. Görünen o ki, padiÅŸah hâlâ gördüğü rüyanın tesirindedir ve gideceÄŸi yeri iyi bilir. Seri, kararlı adımlarla Beyazıt’a çıkar, döner Vefa’ya, Zeyrek’ten aÅŸağılara sallanır. Unkapanı civarında soluklanır. Etrafına daha bir dikkatle bakınır. İşte tam o sırada yerde yatan bir ceset gözlerine batar, sorarlar;
- Kimdir bu?
Ahali:
- Aman hocam hiç bulaşma, derler. Ayyaşın meyusun biri işte!..
- Nerden biliyorsunuz?
- Müsaade et de bilelim yani. Kırk yıllık komÅŸumuz…
Bir başkası tafsilata girer;
- Biliyor musunuz, der. Aslında iyi sanatkârdır. Azaplar çarşısında çalışır. Nalının hasını yapar. Ancak kazandıklarını içkiye, fuhÅŸa harcar. Hem ÅŸiÅŸe ÅŸiÅŸe ÅŸarap taşır evine, hem de nerde namlı mimli kadın varsa takar peÅŸine…
Hele yaşlının biri çok öfkelidir.
- isterseniz komÅŸulara sorun, der. Sorun bakalım onu bir cemaatte gören olmuÅŸ mu?.. Hasılı, mahalleli döner ardını gider. Bizim tedbili kıyafet mollalar kalırlar mı ortada!… Tam vezir de toparlanıyordur ki, padiÅŸah keser yolunu :
- Nereye?
- Bilmem, bu adamdan uzak durmayı yeğlersiniz sanırım.
- Millet bu, çeker gider. Kimseye bir ÅŸey diyemem… Ama biz gidemeyiz, şöyle veya böyle tebaamızdır. Defini tamamlamak gerek.
- İyi ya, saraydan birkaç hoca yollar, kurtuluruz vebalden.
- Olmaz, rüyadaki hikmeti çözemedik daha.
- Peki ne yapmamı emir buyurursunuz?
- Mollalığa devam… Naaşı kaldırmalıyız en azından.
- Aman efendim, nasıl kaldırırız?
- Basbayağı kaldırırız işte.
- Yapmayın, etmeyin sultanım, bunun yıkanması, paklanması var. Tekfini, telkini…
- Merak etme ben beceririm. Ama önce bir gasil hane bulmalıyız.
- Åžurada bir mahalle mescidi var ama…
- Olmaz, vefat eden sen olsaydın nereden kalkmak isterdin?
- Ne bileyim, Ayasofya’dan, Süleymaniye’den, en azından Fatih Camii’nden…
- Ayasofya ile Süleymaniye’de devlet erkanı çoktur. Tanınmak istemem. Ama Fatih Camii’ni iyi dedin. Hadi yüklenelim…
Ve gelirler camiye. Vezir saÄŸa sola koÅŸturur, kefen tabut bulur. PadiÅŸah bakır kazanları vurur ocaÄŸa… Usulü erkanınca bir güzel yıkarlar ki, naaÅŸ; ayan beyan güzelleÅŸir sanki. Bir nurdur, aydınlanır alnında. Yüzü şâkilere benzemez. Hem manâlı bir tebessüm okunur dudaklarında. PadiÅŸahın kanı ısınmıştır bu adama, vezirin de keza…

Meçhul nalıncıyı kefenler, tabutlar, musalla taşına yatırırlar. Ama namaz vaktine bir hayli vardır daha… Bir ara vezir sıkıntılı sıkıntılı yaklaşır.
- Sultanım, der. Yanlış yapıyoruz galiba…
- Nasıl yani?..
- Heyecana kapıldık, sorup soruşturmadan buraya getirdik cenazeyi. Kim bilir belki hanımı vardır, belki yetimleri?..
- DoÄŸru, öyle ya, neyse… Sen başını bekle, ben mahalleyi dolanıp geleyim. Vezir, cüzüne, tespihine döner, padiÅŸah garip maceranın baÅŸladığı noktaya koÅŸar. Nitekim sorar soruÅŸturur. Nalıncının evini bulur.

Kapıyı yaşlı bir kadın açar. Hadiseyi metanetle dinler. Sanki bu vefatı bekler gibidir.
- Hakkını helal et evladım, der. Belli ki çok yorulmuÅŸsun. Sonra eÅŸiÄŸe çöker, ellerini yumruk yapar, ÅŸakaklarına dayar… AÄŸlar mı? Hayır. Ama gözleri kısılır, hatıralara dalar belki. Neden sonra silkinip çıkar hayal dünyasından…
- Biliyor musun oÄŸlum? Diye dertli dertli söylenir… Bizim efendi bir âlemdi, vesselam… AkÅŸamlara kadar nalın yapar… Ama birinin elinde ÅŸarap ÅŸiÅŸesi görmesin; elindekini avucundakini verir satın alırdı. Sonra getirip dökerdi helaya!..
- Niye?
- Ümmeti Muhammed içmesin diye…
- Hayret…
- Sonra, malum kadınların ücretlerini öder eve getirirdi. Ben sizin zamanınızı satın aldım mı? Aldım, derdi. Öyleyse ÅŸimdi dinlemeniz gerek… O çeker gider, ben menkıbeler anlatırdım onlara… Mızraklı ilmihal. Hucceti islam okurdum…
- Bak sen! Millet ne sanıyor halbuki…
- Milletin ne sandığı umurunda deÄŸildi. HoÅŸ, o hep uzak mescitlere giderdi. Öyle bir imamın arkasında durmalı ki, derdi. Tekbir alırken Kabe’yi görmeli…
- Öyle imam kaç tane kaldı şimdi?
- iÅŸte bu yüzden NiÅŸancı’ya, Sofular’a uzanırdı ya… Hatta bir gün; Bakasın efendi, dedim. Sen böyle böyle yapıyorsun ama komÅŸular kötü belleyecek. inan cenazen kalacak ortada…
- Doğru, öyle ya?..
- Kimseye zahmetim olmasın deyip, mezarını kendi kazdı bahçeye. Ama ben üsteledim. iş mezarla bitiyor mu, dedim. Seni kim yıkasın, kim kaldırsın?
- Peki o ne dedi?
- Önce uzun uzun güldü, sonra; “Allah büyüktür hatun, dedi. Hem padiÅŸahın iÅŸi ne?”

—————————————————————————-
İşte adsız sansız Allah dostlarından biri olan Nalıncı Baba dır bu kişi . Asıl adı, Muhammed Mimi Efendidir. Bergamalıdır. 1592 yılında vefat etti. Cenaze hizmetlerini bizzat padişah gördü ve mübareği evine defnetti. Kabri üzerine bir kubbe, önüne bir çeşme koydurdu. Dahası bir tekke ile yaşattı adını. Türbesi Unkapanı’nda, Cibali tütün fabrikasının arkasında, Haraçzade Camii karşısındadır.

1 Yorum »

Yorum hatice 'den

16 Haziran , 2006 @ 4:33 pm

Okurken ürperdim! Çok da güzel bir yazı olmuş ;)

RSS olarak dök. URI'nin geri izlemesini yap.

Yorum ekleyin.

XHTML: A?a??daki etiketleri kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <code> <em> <i> <strike> <strong>