Emine Gönül Ertanış

Bir tanem Emineme...

Seyfi Çavuş

Emine - 11:27 am Çarşamba, Ekim 18, 2006

  • Hikayeler

Seyfi Çavuş
Mart 1921 İnönü Ovası İnsanın İflahını kesen buz gibi bozkır ayazında Ethem ÇavuÅŸ’un sırtı üşüyor, avuçları ise kızgın mermi kovanlarına çıplak elle dokunduÄŸu için alev alev yanıyordu. Top atışı on sekiz saattir durmaksızın sürüyordu. Ethem ÇavuÅŸ, 75 mm’lik topu durmaksızın dolduruyor, her seferinde besmele çekip keÅŸif kolundan bildirilen menzillere kıyamet yaÄŸdırıyordu. 

Sandıkta kalan sondan üçüncü mermiyi aldığında bir an duraksadı. Merminin üzerine bir çaput sarılıydı. Çaputu sökerken avucuna kalem büyüklüğünde demir bir çubuk düştü. Çaputun ve çubuğun anlamını çözmeye çalışırken sarı metalden mermi kovanına kazınarak yazılmış yazıya gözü ilişti. Okumaya vakti yoktu. Mermiyi topa sürüp ateşledi. Demir çubuğu cebine, boş kovanını ise bu sefer sandığa değil yere attı. Birkaç dakika sonra soğumuş olan kovanı kaybolmaması için yerden alıp mintanının yakasından içeri attı. Akşam ezanı vaktinde çarpışma durulmuş, mevzileri ileri, düşman hatlarına doğru ilerletme emri gelmişti. Batarya komutanı, Ethem Çavuşa istirahat verdi. İlk iş olarak boş kovanı çıkarıp üzerindeki yazıyı okudu. 

Kovanın üzerinde “Karahisarlı Seyfi ÇavuÅŸ. 4.Alay 2.Tabur 8.Batarya 26 Rebiyülahir 1339*İnönü” yazıyordu. Birinci İnönü savaşının en kızgın günlerinden birinde düşülmüş not ve mermiyle gelen demir çubuk, İmalat-ı Harbiye atölyelerinde çalışanların bir mesaj istediÄŸini gösteriyordu. BoÅŸalan kovanlar Ankara’daki atölyelere yollanır, oradan tekrar doldurulup cepheye dönerdi. 

Üç saat sonra gecenin iyice çökmesiyle savaÅŸ tamamen durulmuÅŸ, birlikler yeni mevzilerine yerleÅŸmiÅŸti. Ethem ÇavuÅŸ, cebindeki demir çubuÄŸu çıkarıp bir köşeye oturdu. Ucu sivriltilmiÅŸ çubuk, bakır ustalarının “kalem” dedikleri, metal üzerine desen oymaya yarayan keskin bir aletti. Eline yumruk büyüklüğünde bir taÅŸ alarak hafif tıklamalarla kendi mesajını kovana kazıdı. “Aksekili Ethem ÇavuÅŸ 8.Alay 3. Tabur 1.Batarya 20 Recep 1339** İnönü” 

BeÅŸ gün sonra Ankara Atölye’nin bir köşesinde cepheden gelen sandıkları açan kalfa, tezgâhlardan birinde harıl harıl çalışmakta olan ustaya seslendi:  Sesinde, eÅŸi doÄŸum yapmış bir adama bebeÄŸini müjdeleyen ebenin heyecanı vardı. “Kâmil Usta! Müjdemi İsterim! Senin yavru cepheden dönmüş!”. Hepsi sandıkların olduÄŸu kısma koÅŸturarak kovanın üstündeki yazıyı okumak için toplandılar. Tabii ki bu ÅŸeref Kâmil Ustaya aitti. Yüksek sesle Ethem ÇavuÅŸun notunu okudu. Atölyede bir bayram havası esmiÅŸti. Tüm çalışanlar, Kâmil Ustayı yeni baba olmuÅŸ biriymiÅŸ gibi kutluyor, hayır duaları ediyorlardı. Ustalar, İş tezgâhlarından birinin başında toplandılar. Kâmil Usta kovanın aÄŸzının eÄŸilen yerlerini düzeltip özenle kapsülünü yeniledi. İçine barutunu doldurduktan sonra yeni bir çekirdeÄŸi kovanın aÄŸzına oturttu. Mermi hazır olunca, Ethem ÇavuÅŸun kovanın içinde geri yolladığı çelik kalemi yeni bir çaputla merminin üzerine sardı. Kundaklanmış mermiyi ÅŸefkatle tutarak yeni doldurulan bir sandığa yatırdı. Çalışanlar hep bir ağızdan “Allah kavuÅŸtursun” diyip iÅŸlerinin başına döndüler. Kâmil Usta, halen açık duran sandığa yatırdığı mermiye hüzünle bakıp “Selametle git aslanım. Allah muvaffak etsin. Çok bekletme bizi” dedi. Kovan, Birinci İnönü savaşı sıralarında üzerindeki ilk notla Kâmil Ustanın eline geçtiÄŸinde bu fikir doÄŸmuÅŸtu. Karahisarlı Seyfi ÇavuÅŸun baÅŸlattığı bu geleneÄŸin süreceÄŸinden emin deÄŸildi; ama denemeye deÄŸerdi. Nitekim Aksekili Ethem ÇavuÅŸ umutlarını boÅŸa çıkarmamıştı. Cephede patlayan her merminin kovanı buradaki ustaların elinden geçtiÄŸine göre bir aksilik olmazsa yeniden görüşeceklerdi.  
        
Eylül 1922 - Ankara Bir buçuk yıl içinde kovan sekiz kere daha atölyeye uÄŸradı. Üzerindeki mesajların sayısı da sekize ulaÅŸmıştı. Mesaj yazanların sekizi de baÅŸka alay ve taburlardan farklı kiÅŸilerdi. Kovan her keresinde atölyedekilere daha büyük bir coÅŸku yaÅŸatıyor, istiklâl savaşının her zorlu durağından Ankara’ya barut, kan ve zafer kokusu taşıyordu. Türk ordusunun İzmir’e girdiÄŸi gün Ankara’da bayram havası eserken kovan yeniden gelmiÅŸ, ama bu sefer tüm atölyeyi yasa boÄŸmuÅŸtu. Kovanın içinde, çelik kalemin yanı sıra bir mektup ile bir tane de bakır künye vardı. Kovanın üzerine kazınmış dokuzuncu notta; “Karahisarlı Seyfi ÇavuÅŸ. 4. Alay 2. Tabur 8.Batarya 12 Muharrem 1341*** Banaz” yazılıydı. Atölyedekiler mektubu açıp okumaya koyuldular;
 
Bismillahirrahmanirrahim. 
Selamün aleyküm gayretperver ustalar. Allah’a şükürler olsun ki mendebur düşman kaçıyor. Muzaffer Türk ordusu beÅŸ gündür durup dinlenmeksizin kâfiri kovalıyor. Güzel İzmir’e, kalplerimizdeki imanımız kadar yakınız artık. İki gün evvel Banaz’daki muharebede bataryamın çavuÅŸlarından Seyfi, kalleÅŸ düşmanın kurÅŸunuyla ÅŸahadete ermiÅŸtir. Cenazesini sıhhiyecilere teslim etmeden önce mintanının içinde bu kovanı buldum. Malumunuzdur ki vefat eden neferin künyesi ailesine yollanır. Lâkin beÅŸ gün önce Karahisar’ı ele geçirdiÄŸimizde,Seyfi ÇavuÅŸ’un ailesinin düşman tarafından katledildiÄŸini öğrendik. Bu kahraman Türk evladı kederini yüreÄŸine gömüp anacığını, babacığını defnedemeden düşmanın   peÅŸine düştü. Üç gün sonra kendisi de hakkın rahmetine kavuÅŸtu.Kovandaki yazılardan anladığım üzere bu topçu neferlerin  bir ailesi de sizler olmuÅŸsunuz. Bu sebeple Seyfi ÇavuÅŸun künyesini sizlere yolluyorum.Başınız saÄŸ olsun. Hayır dualarınızı bizlerden, Fatihalarınızı aziz ÅŸehitlerimizden esirgemeyiniz. Hakkın rahmeti üzerinize olsun. Yüzbaşı Muhsin Talât  4.Alay  2. Tabur 8. Batarya  14 Muharrem 1341  Salihli”

Mektup bittiğinde tüm personel ağlıyordu. Atölyeye bir ölüm sessizliği çökmüştü. Hiç tanımadıkları halde iki satır yazıyla kardeş oldukları Seyfi Çavuşun ardından Fatiha okuyup amin dediler. 

Kamil Usta yutkunarak tezgâhının başına oturdu. Kovanı yeniledi ama bu sefer, minik iki perçinle Seyfi Çavuşun künyesini kovanın dibine çaktı. Yine her zamanki merasimle mermiyi kundaklayıp sandığa yatırdı.   Oysa o mermi bir daha düşman mevzilerine gönderilmeyecekti.

Ocak 1923-Ankara Savaşının bitmesinin ardından Ankara’daki mühimmat depolarında sayım ve temizlik yapılıyordu. Sandıklar tek tek açılıyor, mermiler sayılıp yeniden sandıklanıyor, kayda geçirilip daha tertipli bir cephaneliÄŸe gönderiliyordu. TeÄŸmen Hamdi Vâsıf, Kâmil ustanın hazırlayıp kundakladığı mermiyi buldu. Böyle bir anının-belki de yıllarca- sandıkların İçinde kalmasına gönlü elvermedi. Ciddi bir suç iÅŸliyor olmayı göze alıp mermiyi evine götürdü. Niyeti, ömrünün sonuna kadar mermiyi bir anı olarak saklamaktı. 

29 Ekim 1923 - Ankara TeÄŸmen Hamdi Vâsıf Ankara kalesine çıkan dik sokakları koÅŸarak tırmanıyordu. SoÄŸuÄŸa raÄŸmen kan ter içinde kalmıştı. Yarım saat önce 20:30 sıralarında meclisten, cumhuriyetin ilan edildiÄŸi duyurulmuÅŸtu. 101 pare top atışıyla cumhuriyet kutlanıyordu ve Seyfi ÇavuÅŸ’un mermisi bu şöleni kaçırmamalıydı. YetmiÅŸ, belki de sekseninci atışta topçuların yanına ulaÅŸabilmiÅŸti. Yüzbaşı Muhsin Talat’ın yanına giderek sert bir asker selamı verdi. 
 ”Hamdi Vâsıf Edirne! Bir maruzatım var komutanım” Yüzbaşı sorar gözlerle genç subaya bakıyordu.
“Evet teÄŸmenim? Sizi dinliyorum”
Teğmen, üniformasının içinden mermiyi çıkarıp yüzbaşıya uzattı. 
“Yüzbirinci pareyi en çok bu mermi hak ediyor komutanım. Müsaadenizle bu ÅŸerefi ondan esirgemeyelim”

Yüzbaşı Muhsin Talat gözlerine inanamamıştı. Sevinç gözyaÅŸlarını tutamadı. O kadar heyecanlanmıştı ki neredeyse aralarındaki rütbe farkına bakmaksızın genç teÄŸmenin ellerini öpecekti. Mermiyi alıp çekirdeÄŸini dikkatlice yerinden çıkardı. Kovanın tepesine bir bez parçası tepip iyice sıkıştırdı. Subay ÅŸapkasını çıkarıp surun üzerine koydu. Mermiyi ÅŸapkanın içine yatırdı. Toplar atışlara devam   ediyordu. 82, 83, …97, 98, 99… On dakika kadar sonra, atışları sayan çavuÅŸ “Yüzüncüyü attık komutanım” diyince, Muhsin Talat, kovanı topun yatağına kendi elleriyle sürerek ateÅŸ emrini verdi. Subayların kılıçlarını çekerek selamladığı o son top sesi Ankara’nın her duvarından yankıyıp dört yıllık istiklâl savaşının tüm hikâyesini anlatmıştı sanki. Rütbe ve mevkilerine bakmaksızın topun başındaki tüm askerler kucaklaÅŸarak birbirlerini kutladı. Son olarak Yüzbaşı Muhsin Talat ile TeÄŸmen Hamdi Vâsıf sarıldılar. Kovan ayaklarının dibindeydi. Yüzbaşı eÄŸilip saygıyla kovanı yerden aldı.   Avuçlarının yanmasına aldırmadı bile. 

Yorum yok »

Yorum yaz?lmam??.

RSS olarak dök. URI'nin geri izlemesini yap.

Yorum ekleyin.

XHTML: A?a??daki etiketleri kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <code> <em> <i> <strike> <strong>