Hesaplı koşan yorulmaz..
Risk, hesaplanabilir tehlike demektir. Hesaplanamıyorsa, risk değil macera veya kumardır. Hesap hususunda insanoğlunun hayvanlardan alacağı nice dersler var!
Bereketli bir Ramazan ayı dileyerek sualimi sorayım. Aşağıdaki sözlerden hangisi sağduyu ile söylenmişe benziyor:
1. Ayağını yorganına göre uzat!
2. Ayağını uzat, yorganı sonra uzatırsın!
3. Ayağını uzat, gerisini yorganı olanlar düşünsün!
Listeyi uzatmak mümkün. Her şıkkın savunucuları da, muhalifleri de olacaktır elbet. Mesela ikinci şıkkı savunanlar, kapitalist bir ekonomide “ayağını yorganına göre uzatan”, yani sadece özsermaye ile çalışanların işlerini yeterince geliştiremeyeceklerini söylerler. Bu fikir doğru bile olsa, burada ayağını yorganına göre uzatmak “hiçbir dış finans kaynağı kullanmamak” değil, hesaplı risk altına girmek demektir. Şair Levni’nin dediği gibi:
Kaçan lori kuşu bulsa bir kemik
Evvel ölçer sonra yutar demişler
Lori kuşu sazan balığına benzer ‘avanak’ bir kuş olsa gerek. Fakat o bile bir kemik bulduğunda ölçmeden yutmuyor. Şimdi düşünün: Türkiye’nin Simaviler’den sonraki en büyük medya patronu Dinç Bilgin nasıl battı? Etibank yüzünden! O kadar büyük bir kemikti ki Etibank, Dinç Bey’in aklı başından gitti ve ölçmeden yuttu. Gazeteler mahkemede kendini sorgulayan savcıya şöylesine sözler söylediğini yazmıştı: (Başbakan) Mesut Yılmaz bir gün beni aradı ve Etibank’ı sana veriyorum dedi. Ben de fazla düşünmeden kabul ettim. Dipsiz kuyu olacağını bilseydim…
Evet, ayağını yorganına göre uzatmak, küçük ve kapalı bir ekonomide sadece kendi imkânlarıyla iş yapmak demekse de, açık ve büyüyen bir ekonomide “ölçülebilen riskler” almak demektir. Bir maymun cinsi, kendisine verilen fındıkları, adeta Levni’nin ihtarını duyarcasına, önce (çok afedersiniz!) kıçına sokup çıkarır, sonra üstüne sürüp temizleyerek ağzına atarmış. Yediği nânenin nihayette vücudundan çıkıp çıkamayacağını önceden bilmek istermiş.
Girişimciler de üstlendikleri risklerin hesabını iyi yapmalı. Zaten risk, hesaplanabilir tehlike demektir. Hesaplanamıyorsa, risk değil macera veya kumar söz konusudur. Yıllar önce katıldığım bir toplantıda “yabancı sermaye” konusu tartışılıyordu. Türk bürokrat, dünyanın en liberal yabancı sermaye yasalarından birine sahip olduğumuz halde, yabancı şirketlerin Türkiye’de joint-venture (ortak girişim) yapmaya yeterince yönelmediğinden şikâyet edince, Türkiye’de yaşayan bir yabancı şirket müdürü şöyle dedi: Türklerle joint-venture yapmak çok zor. Onlar joint-adventure
yapmaya daha yatkınlar!
(Adventure, macera demek.)
Aptal Puma ne yapmaz?
Söz kuşlardan, maymunlardan filan açılmışken, Kelile ve Dimne geleneğini sürdürüp size bir de pumaların “kemik ölçme yöntemi”ni anlatayım. İnsanoğlunun eşref-i mahlûkat olduğuna şüphe yok. Lâkin, hayvanlardan alacağı çok dersler var. Sadece ilkokulda okuduğumuz ağustos böceği ile karıncadan, karga ile tilkiden değil; kazlardan ve pumalardan da. Türkçede “pire için yorgan yakmak” veya (tam uymasa da) “papaza kızıp oruç bozmak” gibi deyişler var. Bu sözlerle anlatılmak istenen, genel olarak şudur: Yaptığımız her işi önce kafamızla, sonra elimizle yapalım. Maliyetini hesaplamadığımız işlere girişmeyelim. Hele hele, maliyetinin getirisinden çok yüksek olacağı açık seçik olan işlere asla bulaşmayalım.
Puma (veya bir tür puma olan çita) vahşi kedilerin uzak atalarından sayılan bir acayip hayvandır. Yaklaşık iki metre uzunluğunda, benekli bir yırtıcı. Bu harika orman kedisi birçok özelliğiyle ünlüdür. Fakat en çok da hızlı ve kıvrak koşusuyla bilinir. Avının peşine düştüğü andan itibaren, giderek hızlanan, vücudunun bütün eklem ve kaslarını ortaya çıkaran hareketlerini seyretmek tam anlamıyla bir zevktir. Ancak, bu koşu bazen pumanın, bazen de paçasını kurtarmaya çalışan kurbanın zaferiyle sonuçlanır. Kritik soru şudur: Puma, avının peşinden ne kadar koşar? Ormanların vahşi avcısını, medeniyetlerin kurucusu insandan ayıran ve onu çoğu zaman örnek haline getiren, pumanın hesaplı koşusudur. Puma, avının peşinden sürdürdüğü ölüm koşusunu, her zaman avının cüssesine göre ayarlar. Yani ceylanı yakalamak için koştuğu süre ile; tavşanı yakalamak için harcadığı süre aynı değildir. Puma insan değildir; onun için, sadece ara sıra değil, her zaman ‘aklını’ kullanır.
Sizi merakta bırakmayayım: Vahşi pumamız hemen bir masraf/kazanç hesabı yapar ve koşusunu bu hesaba göre ayarlar. Koşarken harcadığı enerji miktarı, avından elde edeceği potansiyel enerji miktarını aştığı zaman, koşmaktan vazgeçer. Yenilgiyi kabul edip başka bir av arar. Dolayısıyla, ceylanın peşinden fazla, tavşanın peşinden ise çok daha az koşar. Aptal puma yoktur; ama hepimiz tecrübeyle biliriz ki, insanlar arasında aptal puma sendromu son derece yaygındır. Pumanın davranışının tersini yapan, mesela bir tavşanın peşinden yıllarca koşan, sonra yakaladığı avı bir öğünde bitiren nice ‘delikanlı’ var aramızda. Başarının sırrı pumalıkta, yani harcanan emek ile ulaşılan sonuç arasındaki dengeyi iyi tespit etmekte yatıyor.
Şimdi söyleyin bakalım: Sizin de benim gibi yıllardır peşinde koşa geldiğiniz tavşan ne?
Hanginiz kaz akıllı?
Aranızdan birine “kaz akıllı” desem her halde tepkisi çok sert olur. En azından gücenir ve bir daha yazılarımı okumaz. Okumazsa okumasın! Keşke kaz akıllı olabilsek: Sen ben o; siz biz onlar!
Göç eden kazları gökyüzünde süzülürken seyredenler bilir, V şeklinde bir ekip meydana getirerek uçarlar. Bilim adamlarının merakını çekmiş ve araştırmışlar, kazlar niçin V şeklinde uçuyorlar diye. Ulaştıkları sonuç, pumayı inceleyenlerin ulaştığından çok farklı değil. Uçmakta olan her kaz, kanat çırptığında arkasındaki kazın kanatlarını yukarı kaldıran bir hava akımı meydana getiriyor. Böylece topluluk halinde uçan kazlar, yalnız uçan kazlardan %71 daha hızlı uçuyorlar.
Kazlardan biri V grubundan çıktığı zaman, uçmakta güçlük çekiyor. Çünkü kaldıraçlı hava akımının dışında kalmıştır. Vakit kaybetmeden hemen gruba geri dönüyor ve V’nin gücünü kullanıyor. Uzun sözün kısası, ortak hedefi olan ve bu hedefe kilitlenerek ekip oluşturan ‘adam’ kafalı kazlar, birbirlerinin kuvvetinden yararlanarak etkilerini neredeyse ikiye katlıyorlar. Kendilerine kaz kafalı denmesinden hiç hazzetmeyen insanlarsa, yalnız başlarına çırpınıp duruyorlar.
Burada da kritik soru şu: Ekibin lideri hiç yorulmuyor mu? Sonuna kadar ekibin başında mı kalıyor? Hayır! Kısa zaman sonra yoruluyor ve yerini hemen arkasındaki iki kazdan biri alıyor. Şef dinlenmek üzere en arkaya geçiyor ve bu liderlik değişimi yolculuk boyunca devam ediyor. Çağdaş işletme diliyle söylersek, liderlik sorumluluğu paylaşılıyor; böylelikle topluluk ivme kazanıyor. Arkadan uçan kazlar, sürekli bağırarak öndekileri coşturuyor ve hızın kesilmemesini sağlıyorlar.
Son bir gözlem: Ekipteki kazlardan biri rahatsızlanır veya avcılar tarafından vurulup da uçamayacak hale gelirse, hemen muazzam bir sigorta sistemi devreye giriyor. İki kaz gruptan ayrılarak yaralı kazın yanına gidiyorlar. Yeniden uçabilene veya ölümüne kadar yanından ayrılmıyorlar. Sonra başka bir V topluluğuna katılarak kendi gruplarına yetişinceye kadar onlarla beraber uçuyorlar.
Söyleyin şimdi: Aramızda en kaz kafalı kim?
Kaynak: Mustafa Özel - Yeni Şafak
