Emine Gönül Ertanış

Bir tanem Emineme...

Mutlu Yıllar,

Ömür - 3:00 pm Çarşamba, Ocak 24, 2007

  • Ömür'üm ve Ben

iyi ki doğdun eminem..

Soba, Kuzine, Maşinga

Ömür - 5:06 pm Cuma, Ocak 19, 2007

    Soba ile ilgili hatıralarınız var mı?
    O zaman şanslısınız ve aşağıdakiler belki size bir şeyler çağrıştırır.

    • Soba arkasına zar zor girerek ve kendinden geçerek uyuma.
    • Sobalı odanın o anlatılamaz sıcaklığı.
    • Diğer odaların dayanılmaz soğukluğu.
    • Sabah kalkıldığında sobalı odaya bir an önce kendini atma isteği.
    • Soğuk kış günlerinde otobüste kurulan  o sıcak sobalı oda  hayalleri.
    • Üzerinde kestane pişirmeler.
    • Bulgur kaynatıp boza yapmalar.
    • Kıçını başını değdirip yakmalar :)
    • Kışın sobalı odada toplanarak soba ve aile sıcaklığını daha iyi hisetme.
    • Soba borusu üzerindeki çamaşırlık ve çamaşırların kururken çıkardığı o kendine has kokusu.
    • Başka bir odaya giderken ceylan gibi sekmek.
    • Bazen sobanın çığrından çıkıp patlayacak gibi yanması ve odanın biraz soğuması için kapıyı açmak.
    • Sobanın üzerinde demlenen çay.
    • Sobalı odanın sıcaklığını başka hiçbir şeyde bulamama.

    Devam eder gider…
    Peki sizin var mı soba ile ilgili hatırladıklarınız?

    Muhteşem

    Ömür - 3:49 pm Cuma, Ocak 19, 2007

    • Gezi

    Bu aralar her akşam iş çıkışı Boğaziçi Köprüsü üzerindeki ışık çalışmalarını görmekteyim. İlgim de doğal olarak şehir ışıklarına dönmüş durumda. İnternette dolaşırken de bu fotoğrafı gördüm.
    Muhteşem görünüyor değil mi?
    Neresi mi?
    Tokyo

    Hokkabaz

    Ömür - 12:45 pm Cuma, Ocak 19, 2007

    • Sinema

    Hokkabaz’ı ben beğendim. Hikayesi, sunumu güzel. Mazhar desen harika :)
    Herşey Çok Güzel Olacak filminden aldığım tat bu filmde de var. Biraz hüzün, biraz duygu, biraz neşe, biraz komiklik, biraz salaklık. Seyredin derim.

    Oooh odun da geldi  :) (Mazhar Alanson’un muhteşem repliği)

    9/10

    Engel Olmayın !

    Ömür - 11:52 am Çarşamba, Ocak 17, 2007

      Sağlığımızı, yaşam kalitemizi ve güzelliğimizi tehdit eden en büyük sorunların başında stres gelir. Ama doğamız o kadar mükemmel bir tasarımdır ki, her sorunun çaresi, her derdin dermanı içinde saklıdır. Kimi zaman ağlmakta gülmek kadar önemli olabiliyor. İşte size sağlığımız için ağlamanın önemi;

      Ağlamak en az gülmek kadar önemli. Ağlamak yoğun duyguları takip eder. Bu genelde üzüntüdür ama bazen neşe ve kahkaha da olabilir. Nezle olduğumuzda, rüzgarda gözümüz yaşardığında ya da soğan doğradığımızda akan gözyaşları ile içimizi derin duygular kapladığında gözlerimizden süzülen gözyaşları farklıdır. Bu tip gözyaşlarının hormonal ve kimyasal içerikleri değişiktir. Gözyaşını tahlil ettiğimizde içinde acı ve ağrıya karşı dayanıklılığımızı artıran bir çeşit endorfin hormonu, vücudumuzdaki stresin önde gelen belirtilerinden olan ACTH hormonu ve prolaktin hormonu olduğunu görüyoruz. Bu tip gözyaşında yoğun bir şekilde manganez minerali de bulunur. Bu mineral iskelet sistemi ve üretkenliğin yanı sıra duygusal dalgalanmalarımızla da yakından ilişkilidir. Ağlarken biraz yoruluruz ama sonra kendimizi çok daha iyi hisseder, açılırız. Araştırmalar duygusal gözyaşlarının stresle yükselen bazı kimyasalları dışarı atmamıza yardımcı olduğunu gösteriyor.

      Sağlığımızın sigortası

      Kadınlar, erkeklerden yaklaşık 4 kat daha sık ağlar. Bunun nedeni büyük bir ihtimalle vücutlarında erkeklerden çok daha fazla (yüzde 60) prolaktin olmasıdır. Ağladıktan sonra prolaktin seviyeleri normale döner. Ruh sağlığı yerinde olan insanlar gerektiğinde ağlar ve başkaları ağladığında da anlayışla karşılar. Ağlayabilen insanlar strese bağlı hastalıklara karşı daha dirençli olur ve daha geç yaşlanır. Ne yazık ki erkeklere daha çocukken ağlamanın zayıflık olduğu öğretilir. Derin duygular gerçekte gücü temsil eder. Derin sevgiler olmadıkça, derin acılar ve gözyaşları da olmaz. Sevginin tedavi gücüne hiçbir ilacın ya da yöntemin ulaşması mümkün değildir. Gençliğini uzun yıllar koruyabilen insanlara dikkat edin, gözleri sevgiyle doludur. Duygusal dengemiz her şeyden önemlidir. Belirli araştırmalar estetik cerrahinin bizi en fazla 10 yaş gençleştirebileceğini belirtirken, duygusal denge ve pozitif düşüncenin biyolojik yaşımızı 15-20 yıl öncesine götürebileceğini kaydediyorlar.
       
       
      Dünyaya sevgi dolu gözlerle bakalım ve hep genç kalalım. :-)

      Dondurmam Gaymak

      Ömür - 9:51 am Çarşamba, Ocak 17, 2007

      • Sinema

      Dondurmam Gaymak

      Ege’nin küçük bir kıyı kasabasında babadan kalma mesleği dondurmacılıkla geçinen Ali Usta büyük dondurma firmalarının karşısında durabilmek için banka kredisiyle küçük bir motosiklet almış ve bu motoru dondurma satmaya uygun bir şekilde römork ve benzeri aksesuarlarla donatmıştır. Bunun yeterli olmadığına karar verip bir de yerel televizyona reklam firmi çektirir…

      İşte filmin kısaca konusu bu. Büyük dondurma işletmelerine karşı koyma çabasında olan yerli Don Kişot. Film genel olarak güzel. Yer yer güldürüyor, yer yer geriyor. Özellikle çocukların takip ettiği sahne bizi gerdi !

      İlginç bir nokta filmde Ali Usta haricindeki tüm oyuncular halktan ve filmin dili Muğlaca :) Ama çok güzel iş çıkarrmışlar. Ben Arif Dedeyi çok sevdim. Ali Usta’yı telkin eden dede Arif Dede. Bi insan bu kadar mı sakin olur, insanı rahatlatır. Keşke bizim mahallede yaşasa :) Bu arada imam da harika hakkını yemeyelim çocuklara önemli şeyler öğretiyor :) Seyredip görün derim.

      8/10

      Bir Tanemsin Eminem

      Ömür - 11:09 pm Pazartesi, Ocak 15, 2007

      • Ömür'üm ve Ben

      Bir tanemsin eminem

      Bir tanem Eminem için söylediğim bir şarkı. Söz müzik bana ait :)
      Dinleyeyim..

      Fenerbahçe ve Tuncay

      Ömür - 4:42 pm Pazartesi, Ocak 15, 2007

      • Spor

      Dün akşam devre arasında düzenlenen Antalya Kupasının final karşılaşmasını seyrettim.
      Rakip takim Alman liginin sonlarından Enerji Co** lu bir şeydi. Neyse dikkatimi sürekli Tuncay çekti. Zaten çekerdi ama şu soruları yazamadan edemedim.

      • Tuncay, teknik olduğunu düşünen yeteneksizin önde gideni mi ?
      • Tuncay, beyni ayaklarına gerektiği gibi hükmedemeyen düz bir futbolcu mu?
      • Acaba topu kaptırmadan önce sağındaki veya solundaki adama pas atsa hem kendini hem de bizi rahatlatmaz mı?
      • Deli gibi koşmak marifet mi?
      • Serhat’ın bıraktığı bayrağı Tuncay mı aldı?
      • Eğer bayrağı  Tuncay aldıysa 100m bir koşucunun Tuncay’dan ne farkı var?
      • Acaba fark koşucunun daha hızlı koşması mı?
      • Topu kaybedeceğini anlayınca pas vermeye çalışması şart mıdır?
      • vs………

      Bilen varsa lütfen söylesin..

      Efe Parkta

      Ömür - 1:48 pm Pazar, Ocak 14, 2007

      • Efe

      Efe’yi parka çıkardık çıkarmasına ama fotoğrafları anca ekleyebildim.
      Keratanın çok hoşuna gidiyor :)



      Efe Parkta

      Efe Parkta

      Efe Parkta

      Efe Parkta

      MetroCity - Beni Yıka

      Ömür - 9:35 am Pazartesi, Ocak 8, 2007

      • Memleket

      Aracınızın başına gelecebilecek olaylardan müessesemiz sorumlu değildir!

      Peki kim sorumludur? Bir sorumlu bulmak için başka kime para ödemeliyiz?

      Bu deneyimim bir alışverişmerkezi, daha doğrusu alışveriş merkezinin otoparkı ile ilgili. Ama bunu bildiğim tüm alışveriş merkezleri ile genelleyebilirim. Son yıllarda hayatımıza giren alış veriş merkezlerini seçmemizin önemli nedenlerinden birisi de aracımızı park edebilecek bir yer bulma olanağımız. Bazıları paralı, bazıları parasız. Parasız olanlarda şimdilik, promosyon amaçlı olarak böyle olduğunu belirtiyorlar. Ama hemen hepsinde, istisnasız “otoparkımızda aracınızı başına gelebilecek olumsuz durumlardan, müessesemiz mesul değildir” anlamında bir tabela görüyoruz. Peki ama neden? Kilitli bir araca bile göz kulak olamıyorsanız, nasıl benim can güvenliğimi sağlayacaksınız? Hem de kapalı bir otoparkta. Hem de onlarca güvenlik görevlisi kostümü giymiş insanlar dururken kapının önünden. Hem de ben otoparka girerken, bagajımdan aracımın altına kadar aranırken.

      Şu bir gerçekki, sokakta arabanızı park etseniz ve oradaki “deynekçi” tabir edilen mafyavari kişiye bahşişinizi bırakırsanız, aracınızın başına asla birşey gelmez. O bahşişi esirgerseniz, şimdiden geçmiş olsun. Yani isteyince güvenlik sağlanıyor. Bu arada deynekçileri ve bu düzeni onayladığım görüşüne kapılmasın sakın; her gün haraç vermek zorunda kalmamızı sağlayan büyüklerimize nasıl beddua ettiğimi ben biliyorum.

      Neyse efendim, ben yazıma döneyim. Ben duvarda o yazıları görünce aklıma hep aracıma girecek hırsızlar gelirdi. Ama bilin ne oldu, daha trajiği. Bundan bir süre önce Metro City’ye alışveriş yapmak için gittim. Otopark’a inerkende dedim ki, “hazır biraz vaktim de var, aracımı yıkatayım”. Demez olaydım. Aracımı otoparkın ilk katındaki Beni Yıka‘ya bıraktım. Uzatmayayım, yaklaşık 1 saat kadar sonra döndüğümde karşılaştığım manzara sinirlerimi allak bullak etti. Aracımın lastiğini yarmışlar. Nasıl olur dedim. Dedilerki, duvarların alt tarafına yeni seramik döşemişler, aracı yıkayanlar da henüz alışamamış, geri geri gelirken o seramiklere sürttürmüşler ve yarılmış. Ama zaten ilk ben değilmişim. Çok dert etmeye gerek yokmuş, zaten stepne ile değiştirmişler. Yarık lastiği de yıkayıp bagaja koymuşlar.

      “Eee, nolcak şimdi?” dedim. Ve o an ortalık boşaldı. Biraz uğraştım bir yetkili bulmak için. Buldum da. Yapacak birşey yok ama isterseniz aracı yıkayandan talep edersiniz dedi. İyi de ben servisin ücretini şirkete ödüyorum. Çalışanla neden ben muhatap olayım? Eğer öyle oluyorsa, ben de çalışana size ödediğim paranın yarısını verirsem o aracı yıkatırım zaten. Sonra da akıl verdiler, “çıkışta solda bi lastikçi var, yarım saatte halleder, en fazla da 15 milyon tutar”. E o zaman neden yaptırmadınız ben gelene kadar? Cevap tabi ki yok.

      Neyse bağırdım, çağırdım ve elde patlak bi lastikle alış veriş merkezini terk ettim. Bunu alış veriş merkezine söylemelimiydim sizce? Ne farkeder ki? Sonuçta otoparkta aracımın başına gelebilecek olaylardan müesseseleri sorumlu değil.

      Not: Yıkamacı firmaya dedim ki “hasarımın karşılığını istiyorum. Lastik alıcam, parasını da sizden alıcam.” Dediler ki, “yeni lastik parası ödemeyiz, ama 15 YTL’yi veririz, siz yaptırıp gelin”. Eksik olsunlar!

      Alper Akcan

      Kaynak: www.deneyimler.net

      Sonraki Sayfa »