Emine Gönül Ertanış

Bir tanem Emineme...

Cem Yılmaz ve TTelekom Reklamları

Emine - 3:50 pm Pazartesi, Aralık 31, 2007

  • Memleket

Telekom Cem YılmazCem Yılmaz’ı çok seven ve kahkahalarla gülen birisi olmama rağmen TTelekom reklamlarında nedense kusacak gibi oluyorum. Daha önce hiç böyle bir şey olmamıştı. Diğer reklam kampanyaları daha sempatik, daha bizden, daha sıcak daha bir başkaydı. Ne olduğunu bilmiyorum ama bir türlü ısınamadım. Belki de sorun sadece TTelekom’dur ama kanal değiştirmeden yapamıyorum. Sizce de öyle değil mi?

Beşiktaş tarih yazdı..

Emine - 5:33 pm Çarşamba, Kasım 7, 2007

  • Memleket
  • Spor

Söylenecek pek çok şey var. Yazık oldu.. Beşiktaş Futbol Kulübünü bu hale getirenler umarım aklı selim düşünmeye başlarlar. Süleyman Seba’yı örnek almak şöyle dursun yönetimde tanıyan yok sanırım.

Hafta sonu oynanan Fenerbahçe - Beşiktaş maçından sonra Beşiktaş kulubü olabilecekler hakkında ipuçları vermişti ancak ne sporcular ne de medya bunun farkına varamayıp (ya da varıp) geride kalmış bir maç üzerinde yoğunlaşmaya devam ettiler. PAF takımı ile devam etme isteği vs aldı başını gitti.  Sonunda da 8-0 gibi bir hezimet yaşadık. Liverpool’un 30 şutuna karşı sadece 4 şutla cevap verebildik ve bu 4 şutun da sadece 1 tanesi çerçeveyi buldu.  Bu mudur ? Türk futbolu bu mudur? Evet mağalesef budur. Hala bu ülkede cımbızla ayıklanarak yazdığımız destanlar ! anlatılmaya devam ederse, eğer maç içerisinde rakip takımla ilgili öndeysek ‘ezdik’, gerideysek ‘dünya devi ancak bu kadar’ şeklinde tutarsız maç anlatımları yapılmaya devam ederse, hala Galatasaray’ın UEFA kupasını alması, Türkiye’nin dünya üçüncülüğü konuşulursa, en önemlisi gücümüzü  bilinmezse nasıl ilerleriz.  Doğru, dürüst, sözde değil özde centilmen olmadan ne yapabilirz.. Sadece futbol ile ilgilenmeden nasıl ilerleriz.

Trafik beşeri hayatın aynası gibidir. Trafikte yaşanan saygısızlıkların, bir araba öne geçmek için yapılan terbiyesizliklerin, sadece ben diyen zihniyetin bir diğeri de futbolda mağalesef. Eğer doğru olmazsak, hedefe gitmek için adımlar atmazsak ne yapabiliriz. Hep haklı olan biziz. Türkiye-Macaristan maçı sonrası kaç kişi çıkıp haksız şekilde yendik, aslında hakkımız değildi dedi. Tam tersinin bizim başımıza Türkiye’nin, Fenerbahçe’nin, Galatasaray’ın, Beşiktaş’ın başına geldiğini düşünün. Neler olabilirdi. Neler olurdu. İşimize bakmalıyız. Önümüze, hedefe bakmalıyız. Çıkan engellere takılmamalıyız. Hedefe ulaşmak için ne gerekiyorsa düzgün bir şekilde çalışmalıyız. Sadece kendimiz için değil, tüm olaylara karşı adil olmalıyız.

Futbol bizim için her şeyden önemli olursa, bizim yaşam biçimimiz olursa nasıl ilerleriz. Bu bir eğlencedir. Yenmek de vardır yenilmekte. Bu iş ciddidir. Ama bu kadar da değil. Hani son günlerde bir reklam dönüyor. Çok Abarttık! Hamurunu kabarttık diye. Bu işi bu kadar abartmamalıyız.  İnsanlar çoluk çocuklarıyla bu kadar ilgileniyorlar mı acaba? Eşinin, çocuğunun, annesinin, babasının, kardeşinin yüzüne bakıyorlar mı? Futbolla ilgilendikleri kadar ilgileniyorlar mı? İlgilenenler için ne mutlu bir hayat. Çünkü hayat futbol değildir.

İstanbul Sahipsiz !

Emine - 11:32 am Cuma, Ağustos 31, 2007

  • Memleket

İstanbul sahipsiz! İstanbul yalnız! İstanbul üzgün! Bir kaç ay önce yine bu sayfalardan şöyle demiştim.

İki ay kadar önce Trafik Müdürlüğü İstanbul’da trafiği azaltmak için öneriniz nedir diye bize sordu. İnternet siteleri aracılığıyla bir çok kişi düşüncelerini söyledi. Herkes herhalde bir çok önemli konuya değinmiştir ancak İstanbul’un göbeğinde bulunan alışveriş merkezleri için sizin düşünceniz nedir. Örneğin her gün binlerce arabanın geçtiği Mecidiyeköy bölgesi. Bu bölgede çok kısa mesafelerle 3-4 alışveriş merkezi var. Profilo,Cevahir biraz ileride Metro City, Kanyon vs.. Devamı da gelecek gibi gözüküyor. Bu kadar insan bu merkezlere gelerek trafik oluşturmuyor mu? Şehrin göbeğinde alışveriş merkezlerinin bu kadar çok olması normal mi? Bizim yaşadığımız yerlerde örneğin  6  katlı bir binaya imar gereği ancak izin varken, alışveriş merkezlerinin bu izinleri almaları normal mi? Yazının tamamı

Bugün Hıncal Uluç’un Sabah gazetesinde yayınlanan şu yazısını gördüm. Daha detaylı olarak ele alındığı için sizlerle paylaşmak istedim. Aynen aktarıyorum..

Sahipsiz kent, İstanbul?..
Yahu bu Kanyon ne biçim bir gecekondudur?.. Yanındaki Metro City de öyle.. Dün geçerken yoktular.. Bir gecede kondurmuşlar.. Gecekondu işte.. Çünkü ancak bir gecede konarsa, bugünkü rezillik olur..
Bu kentin sahipsizliğinin en büyük işareti..
Kanyon nedir, Metro City nedir bilinmiyor mu?. Bu iki dev alışveriş ve yerleşme merkezinin yöreye getireceği trafik yoğunluğunu tahmin etmek için uzman olmak mı gerekir, yoksa, kafası çalışan 5 yaşında bir çocuğun zekası yeterli mi?.
Hadi başlarken uyudunuz.. İnşaatları yıllarca sürdü.. O zaman da mı düşünmediniz?..
Onu da geçelim.. Yahu buralar açıldı. Trafik felç oldu.. Hala mı düşünmüyor, çare aramıyorsunuz?. Siz ne biçim yönetici, ne biçin İstanbul sahibisiniz?.
İstanbul’un trafiğinden sorumlu Emniyet Müdür Yardımcısı Ali Kemal Hanlı’ya bir teklif yaptım.. Herhangi bir gün, akşam altıda, Gültepe’de bir itfaiye, ya da ambulans çağrısı yapalım, var mısın?.. Bakalım kaç saatte müdahale edebilecek, ne kadar zamanda gelip gidebilecekler.. Acı acı güldü, Ali Kemal Müdür.. Hepsi o..
Gültepe’yi kente bağlayan yol iki şerit. Bir geliyor, bir gidiyor. Koca bir semt bu daracık yola mahkumken, şimdi Kanyon ve Metro City trafiği de buna eklendi. Çünkü önden geçen Büyükdere Caddesi’ne bu iki alışveriş merkezinden direk bağlantı yok.. İlle Gültepe’nin daracık caddesini kullanacaksınız.
Neden?.. Çünkü İstanbul Trafiğini elindeki bilgisayarla yönetmeye meraklı çocuk için bir tek hedef var. Ana arterdeki hız ortalamasını yukarda tutmak.. Büyükdere Caddesi az kesilsin de, yan sokaklar ne olursa olsun..
Bu kafa ile İstanbul gibi 18 milyonluk bir kentin trafiği yönetilir mi?.
Be kardeşim.. Madem Gültepe, Metro ve Kanyon’un o devasa trafiğini bu daracık yolda üst üste bindirdin, bari o yola sahiplensene..
Hayır..
Bakın Gültepe’ye giriş çıkışı sağlayan o daracık ana cadde ile Kanyon, Metro City arasında 100 metrelik bir Harman Sokak var. Tüm giren ve çıkan trafik bu dar geçitten geçmek zorunda..
Bu Harman sokak, İstanbul’un metrekareye en çok oto park düşen yeri.. Miltaş otomatik oto parkı.. Polo Oto parkı.. Kapalı oto park, açık oto park, Harmancı oto parkı.. 100 metrede 5 otopark.. Ama o 100 metrelik daracık yolun bir şeridi günün her saatinde yasak olmasına rağmen park etmiş arabaların işgali altında. Çünkü oraya park bedava.. Giriş çıkış sıkıntısı yok.. Akşamüzeri bir de servis minibüsleri bekliyor orda, yetmezmiş gibi..
Dahası.. Kaldırım üstünde bir de taksi durağı var ki, yayalar da yürüyemesin..
Şimdi bu kent sahipli mi, Allah rızası için söyleyin..
Bu kentin seçilmiş ya da atanmış sahipleri, Belediye Başkanları, Valiler, kaymakamlar, müdürler, hiç mi Gültepe’ye, Kanyon’a, Metro City’ye gitmezler?.. Buradan hiç mi trafik görevlisi, belediye zabıtası geçmez?. Bu rezillik hiç mi kimseyi rahatsız etmez?.
İşin başında, Kanyon ve Metro City’ye izin verirken “Nasıl” demedin.. Şimdi gelip bakmaz mısınız?.. Çözüm aramaz mısın?..
Nasıl İstanbul’un sahibisin sen?.

Bir Şirketin Telefondaki İmajı ve Türk Telekom

Emine - 1:34 pm Çarşamba, Nisan 25, 2007

  • Memleket

2-3 Haftadır Türk Telekom’un kulaklarını çınlatmaktayız. Hadise şudur ki ADSL bağlantımız kafasına göre bir süre sonra Türk Telekom’un standart sayfasına yönleniyor ve kullanıcı adı ve şifrenizi kontrol ediniz diyor. Telekom yetkilileri ile yaptığımız görüşmelerde sürekli aldığımız cevap modemi yeniden başlatın. Tamam yaptık. Onu yapın , bunu yapın. Herşeyi yaptık. Virüs taraması yaptık. Virüs güncellemelerini yaptık.Ad-Aware ile trojan taraması yaptık. İşletim sistemini yeniden kurduk,ilave Pardus kurduk. Yok, yok, yok. Kafayı yedik. Bir süre sonra bağlantı gidiyor. Her aradığımızda reset atın  diyen bir yetkili ya da hemen kanmadığınızı görünce arıza kaydınızı alalım diyen çağrı elemanları bulduk. Zor. Gerçekten sorunu çözmek zor. Aşağıdaki yazının konu ile ilgili olduğunuz düşünüyorum.

Bir şirketin / kurumun telefondaki imajı, ilk yatarılan intibanın önemi;
AYŞE ARMAN’IN 20 EYLÜL 2006 TARİHLİ YAZISINDAN…

20 Eylül 2006 - Hürriyet

Alöööööööööööööööööö

“Alo” deyip geçmeyin.

Mühim meseledir. Bir şirketin, bir kurumun telefonunu çevirdiğiniz zaman karşınıza çıkan baygın, bayık alo’lar, aradığınız o yer hakkında, insana fevkalade önemli ip uçları verir. Sadece bir “alo” bile, ne tür bir zihniyetle, yaşam anlayışıyla karşı karşıya olduğunuzu gösteriverir. O yüzdendir ki, ilk “alo” benim için çok tayin edicidir…

* * *
Mesela Cem Ulusoy. Bizim Cem. Şahanedir. Beni gazeteden aradığınızda, karşınıza o çıkar. Tek bir “alo”su şunların hepsini içerir:

“Nasıl yardımcı olabilirim ?”

“Sorununuzu nasıl çözebilirim”

“Siz yeter ki söyleyin, ben hallederim !”

Sizi bilmem ama ben enerjik “alo”ları severim. Genç, dinamik, meydan okuyan, ama küstah olmayan “alo”lar. Cem’inki öyledir. Ve hızlıdır. Vaktinizi çalmaz. Laf kalabalığı yapmaz. Sizi doğrudan sonuca ulaştırır.

* * *
İnsanların “telefondaki karşılama sesi” meselesini es geçmesini ya da önemsememesini kesinlikle anlamıyorum. Bazen birini, bir yeri arıyorsunuz, bir şirketi mesela. Uykudan henüz yeni kalkmış gibi bir ses cevap veriyor:

“Alöööööööööööööö”

Nasıl olabilir ?

Sizin, o şirket hakkındaki izleniminiz ne olabilir ?

Hayatı, telefonda iş halletmek olan biri için, can alıcı bir mesele bu. Tamamen o sese göre şekilleniyor ilişkiler, düşünceler…

Santralda çalışanlar, asistanlar, sekreterler… Bir şirketi, bir insanı temsilen oradalar. Temsilen dediysem söz gelişi değil, hakiki manada. İşleri bu. Hızlı, düzgün diksiyonlu, dinamik, ve pozitif olmalılar. Ben kendi evimi aradığım zaman bile pozitif bir “alo” duymak istiyorum. Hayat enerjisi olan bir “alo…”

* * *
Hürriyet’in santralı mesela, bu konuda olağanüstüdür.

Üstüne tanımam. Ne zaman ararsanız arayın, orada her derdinize koşan ve halleden kadınlar vardır. Hepsi son derece tecrübeli ve duruma hákimdir. Üstelik sesleri insana müthiş güven verir. Bir gün dahi o telefonu “Yeter artık aramayın!” havasında açtıklarına tanık olmadım. Bu vesileyle, onlara da teşekkür etmek istiyorum…

HAMİŞ: Bir de İngilizce meselesi var. Koskoca bir şirketin numarasını çeviriyorsunuz, karşınıza sesli bir mesaj çıkıyor. Önce Türkçe sonra İngilizce şöyle diyor: “Dahili numarayı biliyorsanız tuşlayın, bilmiyorsanız operatöre bağlanmayı bekleyin…” Ama felaket bir İngilizce ile söylüyor. Çok mu zordur bu sesli mesajlarda ya da çeşitli anonslarda iyi İngilizce konuşan insanların seslerini kullanmak ?   

23 Nisan Çocuk Bayramı Kutlu Olsun

Emine - 2:18 pm Pazartesi, Nisan 23, 2007

  • Memleket

23 Nisan 2007 Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı
23 Nisan Ulusal Egemenlik Ve Çocuk Bayramı Kutlu Olsun…
Uzun yıllardır 23 Nisan Şenliklerine katılmıyorduk. Bu sene Yıldıztabya İlköğretim Okulu’ndaki kutlamalara katıldık. Biz çok keyif aldık.

Fotoğraflar İçin Tıklayın

Batının Çağdaş Uygarlık Düzeyini Geçtik mi Yoksa?

Emine - 9:05 am Pazartesi, Nisan 16, 2007

  • Memleket

Daha önce Türkçe’miz ile ilgili yazdığım yazıyı belki hatırlıyorsunuzdur. Sık sık takip ettiğim günlük sitelerinden birisi olan Fikir Atölyesi ‘nde bu konuya çok güzel değinilmiş. Belki bizler çevremizdeki insanlar ile iletişimimizde ana dilimize gerekli özeni göstererek bir bilinç oluşturabiliriz. Umarım oluşturabiliriz. Benim fikrim bizim tabi ki konuya hassas davranmamız ancak devletin de aynı hassasiyeti göstermesi gerekiyor. Sigara ve alkollü içecek reklamlarını yasakladıkları gibi ana dilimiz dışında isim, marka, tv adı kullanımını da yasaklasınlar. NTV’ye televizyonlarında da neteve desinler mesela.. Bu konu çok dolu çok. Sizi çok beğendiğim yazıyla baş başa bırakayım…

 
Sizin de dikkatinizi çekiyor mu bilmiyorum ancak özellikle son yıllarda muhteşem bir yabancı dil kullanma hevesimiz oluştu. Hayatın hemen her yerinde. Marka isimlerinden, lokantalara, evlerden radyolara… Çok havalıyız!

Evlerimiz; Mashattan, Almondhill Villaları, Aqua Manors Villaları, Aqua City, Art Canadian Villaları, Alice Village, Burju El Turco Apartmanları, Central Life Villaları, Flora Residence, Maro Negro, Milenium Park Villaları, My World, Nautilus Residence, Pelican Hill, Yeshill, Kemer Country, Villa Grand Villaları…

Alışveriş merkezlerimiz; Carousel, Galleria, Capitol, Atrium, Galaxy… Lokantalarımız; Paper Moon, House Cafe, Mangerie, Midpoint, Brasserie, Artz… Radyolarımız; Joy FM, Best FM, Powerturk, Radyo Mega, Number One FM…

Türkçeden bozma markalarımız da var; CoonDra (Kundura), Mardini (Mardin), Velini (Veli), Efendy (Efendi), Eskidji (Eskici), Laila (Leyla), Ramsey (Remzi) gibi.

Kasap bile kendine Rainbow Kasabı demiş. Dürümcü Dürüm Land, simitçi Simit Center olmuş!

Saymakla, yazmakla bitecek gibi değil.

Türkçe kullanımında uzman değilim, dolayısıyla ahkam kesmeye de pek yetkim yok. Bunu yapacak olan Türk Dil Kurumu, Milli Eğitim Bakanlığı, Kültür Bakanlığı, üniversiteler veya enstitüler var zaten.

Dilimizin özensiz kullanıldığını, pazarlamaya alet edildiğini veya caka uğruna heba edildiğini görmek benim canımı sıkan.

Özensiz kullanımdan kastım; konuşur gibi yazmak ve imla kurallarını hiçe saymak. Msn’de bir arkadaşımızla yazışırken olmasa da, başka kişilerin okuma ihtimali olan yazılarımızda (blog, yorum, e-posta gibi) ‘evet’ yerine ewet, ‘bir şey’ yerine bişey, ‘gideceğim’ yerine gitcem yazmanın gerekçesi “rahatlık!” olmamalı.

Pazarlama bilimini bahane ederek [çünkü o zaman biz tüketicilere daha cazip geliyormuş!] dilimizin nasıl kenara itildiğini, nasıl hava atıldığını Yılmaz Özdil’in alışveriş merkezi Kanyon hakkında yazdığı bir yazının satır aralarında görmek mümkün:

“Yasai katsu curry. Ebi raisukaree. Yaki udon. Moyashi soba.

Nedir bunlar? “Karateci” diyenler, bilemedi.

İstanbul’da yeni açılan Kanyon alışveriş merkezi var ya… Onun içindeki restoranlardan birinin mönüsü bu… “Pilav, mantarlı tavuk, kabak” falan demek istiyor.

Merak ettim, gezdim Kanyon’u. Amerika’da mıyız, Japonya’da mıyız, İtalya’da mı, anlamadım… Türkiye olmadığı kesin.

Asabım bozuldu, sigara içeceğim. Oturdum bir yere… Şöyle yazıyor duvarda. “Kahvelerimiz Peru orijinli, Villa Rica çekirdeklerinden hazırlanmaktadır.” Aferin.

Garson yanaşıyor, sipariş vereceğim…
- Sıcak içeceklerden ne var?
- Espresso, decaffeinate, cappuccino, latte macchiato, cafe au lait, hot milk, hot chocolate, green tea, peppermint, chamomile flowers…
- Türk kahvesi yok mu?
- Maalesef.
- Su rica edeyim o zaman.
- Normal mi, San Pellegrino mu?
- Dizel olsun…

Abartmıyorum… Çıldırırsınız.

Mağazalara bakıyorum. Havaya giriyor insan. Şeytan diyor, dal içeri, “how much” diye sor…

Çünkü sağımda Angelo Nardelli, Bally, Bashqua, Carnevale, Perigot, Haaz. Solumda Fornarina, Guess, So chic, Murphy&Nye, Patrizia Pepe, Swarovski. Önümde Scabal, Thomas Pink, Birkenstock, Cesare Paciotti, Furla, Shisly. Arkamda Mom-to-be, Only, Mandarina Duck, Vetrina, Kaloo, Via Pelle…

“Allahım ben neredeyim” diye düşünüyordum ki… Sinemayı gördüm. “Mars Cinema” yazıyor. E Mars olabilir. Başta demiştim… Türkiye olamaz.

Bu saatten sonra da, hiç kimse çıkıp, “tekstilimiz şöyle ilerledi, böyle atılım yaptı” filan demesin bana… İlaç için bir tane Türk markası yok. Sadece Başbakan’ın kankası, sponsor Remzi’nin mağazası var. Onun da adı, Ramsey.

Özetle… Hani hep konuşuluyor ya, “hayatımız ithalat oldu, cari açık patladı” diye… Cümleten hayırlı olsun. Cari açığın, artık alışveriş merkezi de var.”

Şubat 2002′de Atlas Dergisi Yayın Yönetmeni ve gazeteci Özcan Yüksek “Misyoner pozisyon, batı, doğu, güzel Türkçemiz ve biz”i anlattığı bir yazı yazmıştı. O yazının da son bölümünü paylaşmak istiyorum sizlerle:

“Misyon sözcüğü artık dinsel anlamını çoktan yitirdi. Artık “kaba” sömürgecilik yok. Ama gelişmiş toplumların, bizim gibi “gelişmemiş” toplumlara “uygarlık” getirme, “eğitme”, “kalkındırma”, misyonları devam ediyor. Onlar çizgisel tarihin daha ileri bir aşamasından bize bakıyorlar. Daha üstteler. En büyük başarıları, misyon ruhunu minik bir bilgisayar chip’i gibi bilincimizin derinliklerine yerleştirmek oldu. Modernizmden kaçması imkânsız Doğulunun fazladan bir benliği daha oldu. Bu benlik diğer benlikleriyle devamlı köşe kapmaca oynuyor.

Şöyle konuşuyor, Batılı benliğimiz:

Müslüman kalabilirsin ya da başka bir dinde, ama beni yakalamak için değişmelisin dostum. Dilini değiştirmelisin önce. Yüksek ortamlarda benim dilimi kullanmalısın. Benim dilimi ikinci dil ya da yabancı dil olarak öğrenmen yetmez. Kendi dilin yabancı kalmalı, hatta neredeyse etnik bir dil, benim dilim ise yüksek ortamlarda anadil olmalı.

Nedir bu yüksek ortamlar? En başta yüksekokullar. Sonra liseler, ortaokullar, ilkokullar, hatta anaokulları. Kendi dilinle konuşmak sende aşağılık duygusu yaratmalı. Örneğin marketing (pazarlamanın yüksek olanı) alanında benim sözcüklerimle cümleler kurmalısın. Kendi dilinle ifade etmeye çalış bak, ne kadar da bayağı kalıyor. Global dünyanın bir parçası olarak kendini hissetmek istiyorsan, benim yaptığımı iyi yapmalısın.

Gazetelerinin, televizyonlarının isimleri bile benim dilimde olacak (Eskiden beri olanlar kalsın). Edirne’den Sibirya’ya kadar bütün Türkler, gökteki yıldıza yıldız der, ya da “cıldız”. Biliyorum binlerce yıldır bu böyleydi. Ama artık star demelisin. Unut artık yıldızı. Senin yıldızın geçmişte değil, Doğu’da hiç değil, bizim tarafta. Zaten bu konuları da sana ben öğretmiyor muyum? Hangi ülkede Orta Asya ile ilgili daha çok araştırma yapılıyor sanıyorsun, sende mi bende mi?

Bırak sözcükleri, harfleri bile istediğim gibi okuyacaksın. Kendi harfini benim okuduğum gibi söyle. Entivi de, mesela. Diğer türlü söylemeyi dene, bak, sen de gördün, ne kadar da bayağı, köylü, doğulu bir “sound” değil mi

Hem sen değil misin modern olmak isteyen? Kendini ve kültürünü, dilini, geleneklerini, geçmişini aşağıda hissetmezsen (açıkça değil tabii, içinde, sadece içinde) bu metamorfozu gerçekleştiremezsin dostum. Paşa’ya Pasha, Leyla’ya da Laila diyeceksin ve yazacaksın. Biraz oryantalist ama, daha “Batılı gözüyle bir Doğulu şıklık!”

Sen bakma köşk sözcüğüne, biz artık ona kiosk diyoruz, sen de öyle söyle. Hah şöyle! Ne diyoruz, concept yaratmalıyız. Yaratıcı ol, kendine creative de. Fabrikayı Ümraniye’de kur, markanı İtalyancadan al. Yoksa malını satamazsın. Türk olduğu anlaşılırsa ya da Türk gibi gözükürse kimse evine sokmaz. Sen ona, Türk olmayan bir isim bul en iyisi. Kimse de sana kızamaz. “Trend” böyle. Tavuk bile satamazsın. Neden, Mudurnu Chicken oldu sanıyorsun? İnsanlar tavuk değil “chicken” yemek istiyor.

Ne zamandır, radyolar “Goooooood morning Türkiye” diye sesleniyor. Bizi uyandırmak için olsa gerek.”

Katı sınırların hızla kalktığı günümüzde yabancı dil bilmenin önemini tartışmaya tabii ki gerek yok. Hem de tek başına İngilizce değil, mümkünse Almanca, Fransızca, Çince, Japonca… Ne kadar çok, o kadar geniş bilgi ağına kaynağından ulaşabilmek demek. Ancak önce kendi dilimiz, önce Türkçemiz…

Yoksa ulu önderimiz Atatürk’ün bize gösterdiği “batının çağdaş uygarlık düzeyini yakalama ve geçme” hedefini yanlış mı anlıyoruz?

Ev Güvenliği

Emine - 11:15 am Perşembe, Nisan 12, 2007

  • Memleket

İstanbul’da yaşam çok zorlaştı. Büyük kentin getirdiği günlük sıkıntılar bir yana can ve mal güvenliğimiz de büyük tehlike altında. Köşe başlarında bekleyen çapulcular, hırsızlar vs.. Zaten ayrı bir yazı konusu. Evvelki gün alt katımızda yeni taşınan komşumuza gündüz vakti hırsız girmiş. Evi perişan etmiş çıkmış gitmiş. Güpe gündüz böyle bir cesaret gösterebiliyorlar. Belki de daha rahat çalışıyorlar. Hal böyle olunca alabileceğimiz bir kaç güvenlik önlemini ve dikkat edebileceğimiz hususları aşağıdaki yazı aracılığıyla sislerle paylaşayım istedim.
Ben kendi hissemi yazıdan çıkardım..

Tüm öneriler, yaşanmış veya yaşanması muhtemel kötü olaylardan yola çıkılarak ve saldırganların kullandığı yöntemler de göz önüne alınarak verilmektedir. Başınıza herhangi istenmeyen bir olayın gelmesi ihtimaline karşı; size, sevdiklerinize ve mallarınıza hiçbir zarar gelmemesi ya da minimum zararla kurtulabilmeniz için lütfen yazılanları dikkatle inceleyin.

 
Kapılar

Kapınızı ve çerçevesini mümkün olduğunca sağlam yapın. Malzemesi çelik (çelik ve demir saç karışımı) ya da çok sağlam olmak kaydıyla tahtadan olabilir. Kapı ve çerçeve arasında hiçbir boşluk olmamalıdır. Bu boşluk bir levye yardımıyla kapının kanırtılarak açılması için kullanılabilir.

Tahta bir kapının kilit kısmını metal ile koruyun. Kapıyı kapalı tutan tek yer kilit kısmıdır ve art niyetli bir kişinin zorlamasına, delik delmesine, levye ile kanırtmasına engel olmak için sağlamlaştırılmalıdır.

Pencereler ve balkon kapıları, giriş kapılarından sonra seçilen ikinci hedeflerdir. Dışarıdan ulaşılması mümkün olan bu yerlerin mümkün olduğunca sağlam olmasına özen gösterin. Gerekliyse parmaklık veya kırılmayan özel cam taktırın.
Sürgülü kapılar evin en zayıf bölgelerinden biridir. Normalde basit bir kilit mandalı dışında korumaları yoktur ve kolayca açılabilirler. Bunlara mutlaka özel bir ek kilit taktırın. Havalandırma amaçlı açık bırakmanız gerekiyorsa bir insanın giremeyeceği kadar bir aralık bırakıp, sürgü yoluna sağlam bir engel koyun.

Eğer bir arka kapınız ya da evinize de girişi bulunan bir garaj kapınız varsa en az ön kapınız kadar sağlam olmalıdır. Sizin için önemsiz gibi görünen bir arka kapı, bir hırsız için ön kapı gibidir.

Evden kısa süreliğine dahi ayrılsanız kapınızı kesinlikle açık bırakmayın. Hırsızlık olaylarının birçoğu hiç zorlanmadan girilen evlerde gerçekleşmektedir ve bu gibi durumlarda özendirici unsurdan dolayı yakalanan hırsızlara çok daha az ceza verilmektedir.

Evde yoksanız kapınıza hiçbir not bırakmayın ve not bırakma ihtimali olan kişileri uyarın. Zorunluluk durumunda size iletilmesi gereken mesajın, güvendiğiniz bir komşunuza verilmesini sağlayın.

Şüpheli gördüğünüz şahıslara kesinlikle kapıyı açmayın. Mutlaka açmanız gerekiyorsa sürgüyü (zinciri) kullanın ve kişiden kimliğini ispat edecek bir şey göstermesini isteyin (polis dahi olsalar). Her halükarda şüpheyle yaklaşın. Unutmayın burası sizin eviniz ve kimseye kapıyı açmak zorunda değilsiniz!

Bir yabancıyı kesinlikle evinize almayın! Anket yapmak, hediye vermek, su istemek, telefon etmek gibi sebepler uydurabilirler.

Çocuğunuz evde yalnızsa kapıya gelen hiç kimseye cevap vermemesini öğretin. Tanıdık dahi olsalar.

Mümkünse apartman kapısında sesli ya da kameralı bir sistem olmasını sağlayın. Daire kapınızda ise mutlaka gözleme deliği (vizör) bulunsun ve gelen herkesi önce buraya bakarak tanımlayın. Gelen kişiyi gözleme deliğinden göremiyorsanız ya da şüpheli görüyorsanız kapıyı açmayın.

Apartman kapınıza; yöneticinizin imzası bulunan ve satıcı, pazarlamacı, dilenci ve benzeri apartman ile ilgisi olmayan kişilerin girmesinin yasak olduğunu belirten kolayca görülebilir bir yazı asın.

 
Kilitler

Kilitleriniz mümkün olduğunca yeni teknoloji ve sağlam olsun. Klasik kilit dilleri oldukça zayıf bir koruma sağlarlar. Bu yüzden kam, mil ve benzeri yeni tip kilitler tercih edilmelidir. Çift kilit kullanmanız idealdir.

Kilitleriniz süs değildir, onları kullanın! Kilitli bir kapı dahi açılabiliyorken kilitlenmemiş bir kapınızın olması düşünülmemelidir.

Daire kapınızın önüne gelen kişiler ile güvenli bir mesafeden konuşmanızı sağlayacak bir sürgünüz, zinciriniz veya emniyet kilidiniz olmalıdır. Bunlar; kapının birkaç santimden fazla açılmasını engeller ancak çok dikkatli olmalısınız çünkü güçlü bir tekme ile kırılmaları oldukça kolaydır.

Evden ayrılırken kesinlikle anahtarınızı evinizin yakınlarında (paspas altı, saksı altı, elektrik-doğal gaz-su kutuları ve benzeri…) saklamayın. Mutlaka gerekliyse, güvendiğiniz bir komşunuza yedek bir anahtar bırakın.

Anahtarlarınızdan birini dahi kaybetseniz kilitlerinizi değiştirmeyi ciddi olarak düşünün.

Bir eve taşındıysanız mutlaka eski kilitleri değiştirin. Size teslim edilen anahtar sayısı tam dahi olsa bunların kopyalanıp kopyalanmadıklarını bilmeniz mümkün değildir.

Anahtarınızı, güvenilirliği şüpheli kişilere kısa süreliğine dahi olsa emanet etmeyin. Bir anahtarı kopyalamanın en fazla 1-2 dakika sürdüğünü hatırlayın.

Anahtarlarınızın üzerinde, özellikle adresinizin tespit edilmesini sağlayabilecek hiçbir not bulundurmayın.

 
Evden Ayrılırken veya Seyahate Çıkarken

Perdelerinizi, panjurlarınızı (en azından bir kısmını) tamamen kapatmayın ancak evin boş olduğunu gösterecek kadar da açmayın.

Evde bulunmadığınız zaman giriş kapınızdan duyulabilecek bir radyoyu açık bırakın. Geceleri de dışarıdan görülebilecek bir ışığınızı açın. Gündüz vakti evde yanan bir ışığın çok dikkat çekeceğini unutmayın bu yüzden uzun süreli seyahatlerinizde otomatik olarak açılıp kapanan ışık sistemleri kullanmalısınız. Bu sistemler belirli saatlerde evinizdeki ışık, radyo, televizyon gibi cihazları otomatik olarak açıp kapatırlar ve evde olduğunuz izlenimini uyandırırlar.

Uzun bir seyahate çıkıyorsanız posta kutunuzda ya da kapınızda postaların birikmesini engellemek için bir komşunuzdan ya da güvendiğiniz birisinden düzenli olarak bunları almasını rica edin. Bu tip birikimler hırsızların dikkat ettikleri şeylerden biridir.

Güvendiğiniz bir komşunuza seyahatinizle ilgili tarih bilgilerini verin ve acil bir durumda sizi araması için telefon numaranızı bırakın. Evinizde alarm varsa çalması durumunda ne yapması gerektiğini anlatın ve arada bir kendisini arayarak evinizin durumuna dikkat etmesini sağlayın.

Evde olmadığınız zamanların, evi emanet ettiğiniz kişi dışındaki hiç kimse tarafından bilinmesine izin vermeyin. Bazen güvendiğiniz bir kişinin bile bu bilgiyi kolaylıkla ağzından kaçırabileceğini unutmayın.

Telesekreteriniz varsa evde uzun süre olmayacağınızı ifade eden bir mesaj bırakmayın. Sadece o anda yanıt veremediğinizi belirtin.

Güvendiğiniz bir arkadaşınızın belirli aralıklarla evinizi kontrol etmesini hatta gece kalmasını sağlayın.

Telefonunuzun sesini kısın. Uzun uzun çalan ve yanıt verilmeyen bir telefon etraftaki bir hırsız için iyi bir işarettir.

Kış aylarında boş bıraktığınız müstakil bir eviniz varsa; bir komşunuzdan ya da görevliden, evin yürüme yolu üzerindeki karları temizlemesini isteyin.

 
Ev Çevresi

Evinizin etrafında görüş mesafenizi kısıtlayacak, art niyetli bir kişinin kolayca saklanabileceği veya evinize girişini kolaylaştıracak yerler olmamasına dikkat edin. Çalı ve ağaçlarınızı bunu engelleyecek şekilde budayın ve bahçenizin çevre düzenlemesini iyi bir şekilde yapın.

Apartman giriş kapısının ve ev çevresinin iyi ışıklandırılmış olmasına ve ampullerin korunmuş olmasına dikkat edin. Bu; hem art niyetli kişilerin evden uzak durmalarını sağlayacaktır hem de sizin eve giriş çıkışınız sırasında güvende olmanızı sağlayacaktır.

Posta kutunuza ya da zilinize tam isminizi yazmayın (özellikle de yalnız yaşayan bir bayansanız). İsminizin baş harfini ve soyadınızı yazmanız yeterlidir. Bazı kişiler isminizden telefon numaranızı tespit etmekte ve telefon ederek evde olup olmadığınızı rahatlıkla anlayabilmektedir.

Evinizin etrafında art niyetli bir kişinin faydalanabileceği gereçler bırakmayın. Merdiven, çekiç, tornavida ve benzeri tüm araç gereçler buna dahildir.

Hem iyi bir alarm hem de savunma unsuru olduğu için evinizin durumu müsaitse bir köpek alabilirsiniz. Yine de bunun kesin güvenlik anlamına gelmeyeceğini unutmayın.

Köpeğiniz yoksa bile evinizin girişinde-bahçesinde bir ağaç varsa; bu ağaç üzerine bir köpek zinciri takın. Ayrıca bahçe giriş kapınıza “Köpek Var”, “Dikkat Köpek” gibi bir uyarı yazısı asın. Önünde tabak olan boş bir köpek kulübesi yaptırmanız da çok etkili bir caydırma yöntemidir.

Evinizi düzenli olarak gözlemlediğini düşündüğünüz biri varsa. Garip görünüşlü biri evinize gereğinden fazla ilgi gösteriyorsa polise haber vermekten çekinmeyin.

Acil bir durumda görevlilerin evinizi kolayca bulup ulaşabilmesi için evinizin kapı numarasının dışarıdan rahatça görülmesini sağlayın.

Ev çevresinde bulunan bozulmuş arabalar, yanmayan sokak ışıkları, yazı yazılmış resim çizilmiş duvarlar, kirli sokaklar suçluları çeken unsurlardır. Bunların en kısa zamanda giderilmesini sağlayın.

Apartmana girerken sizinle beraber girmeye çalışan kişilere karşı uyanık olun. Unutmayın, içeri girmelerine izin vermek zorunda değilsiniz. Kiminle görüşmek istiyorlarsa o kişinin izni sağlanana kadar giremeyeceğini belirtin veya görüşülecek kişiyle siz konuşun.

Apartmana girerken kapının önünde anahtarlarını arıyormuş gibi çantasını karıştıran biri, sizi içeri girmek için kandırmaya çalışıyor olabilir. Kim olduğunu öğrenmeye çalışın, tabi güvenli bir mesafeden.

Yeni aldığınız değerli eşyaların paketlerini, ne oldukları anlaşılamayacak şekilde parçalayın ve bu şekilde çöpe atın. Normal ya da yılbaşı gibi özel günlerde çöp kutunuzdaki paketler evinizin girilmeye değer olduğunu gösterecektir.

Evinizdeki ilgi çekebilecek herhangi bir eşyanın pencerelerinizden direkt görünmesine engel olun. Bu gibi davet edici durumlar hem sizin açınızdan fazladan risk yaratır hem de muhtemel bir hırsızlık olayında hırsıza verilecek cezanın azalmasına neden olur.

Evinizin kapısının ya da camlarından birinin kırık olduğunu görürseniz, içeriden olmaması gereken sesler geliyorsa eve girmeyin ve hemen polise haber verin.

Evinizin etrafındaki aktiviteler (sosyal aktiviteler, tamirat, çalışma vs.) hakkında bilgi sahibi ve ilgili olun. Şüpheli yada şüpheli olmayan durumları anlayabilmeniz için bu gereklidir.

Komşularınızı ve evinizin çevresini iyi tanıyın. Komşularınızla iyi geçinmek zorunda değilsiniz ancak kimin komşu kimin yabancı olduğunu bilmeniz gerekir.

Hem kendi hem de komşularınızın iyiliği için çevrenizdeki olaylara karşı duyarlı olun ve şüpheli durumları ilgili makamlara bildirin.

 
Genel

Telefonunuzun programlanabilir hızlı arama tuşları varsa, acil durumlarda aranabilecek numaraları (polis, itfaiye gibi) programlayın ve bunu kullanabilecek yaştaki çocuklarınıza da öğretin.

Değerli eşyalarınızı saklamak için evinize bir kasa alabilirsiniz ancak sürekli kullanmadığınız tüm değerli eşyaları (mücevher, evrak, para gibi) kiraladığınız bir banka kasasında saklayın.

Bir hırsız için en karlı çalışma şekillerinden biri de, çalınan bir eşyanın yerine alınan yeni eşyayı da çalmaktır. Yaklaşık 1 aylık bir süre içerisinde düşük de olsa bu ihtimal vardır, dikkatli olmalısınız.

Evinize uygun bir alarm takın. Bu bir zorunluluk olmamakla beraber basit hırsızlıklar için çok büyük caydırıcılığı vardır. Hareketi algıladığında yanan bir ışık gibi, alarm olmasa bile uyarı yerine geçebilecek basit bazı önlemler de alabilirsiniz. Çok pahalı çözümlerin size uygun olup olmadıklarını iyice irdelemeniz gerekir.

Siz evdeyken evden olmaması gereken sesler geliyorsa, mümkünse sessizce evden ayrılın ve polise haber verin, mümkün değilse kendinizi odanıza kilitleyin ve telefonunuz varsa polise haber verin. Saldırgan odanızdaysa panik yapmayın ve gidene kadar uyuduğunuza inandırmaya çalışın. Bu şekilde, amaç saldırı değilse (ki büyük ihtimalle olmayacaktır) canınızı tehlikeye atmamış olursunuz. Amaç saldırıysa, uyuduğunuza inanan kişiye saldırı anında gerekli tepkiyi vererek şaşırtabilirsiniz. Kaçan bir saldırganı kesinlikle takip etmeyin, bunu polislere bırakın.

Tamir veya benzeri durumlar için evinize gelen kişilerin kimliklerinden emin olun. Şüpheniz varsa bağlı olduğu kurumu arayarak isimlerini teyit etmelerini isteyin, ancak kişinin kendisinin size verdiği telefon numarasına güvenmeyin.

Evinizde ateşli silah bulunduruyorsanız nasıl saklanması ve kullanılması gerektiğini en iyi şekilde öğrenin. Birçok yaralanma ve ölüm, güvenliğiniz için sakladığınız silahlar yüzünden olmaktadır. Ayrıca, hiçbir şiddet unsuru içermeyecek bir hırsızlık girişiminin, sadece sizde silah olduğu için istenmeyen ve beklenmeyen sonuçlara varabileceğini de unutmayın.

Asansöre sizden sonra şüpheli bir şahıs binerse en kısa sürede inebileceğiniz bir katın düğmesine basın ve inin. Eğer bineceğiniz asansörde şüpheli bir şahıs varsa binmeyin ve bir sonrakini bekleyin. Asansör içerisinde bir sorun meydana gelirse alarm düğmesine basarken dikkatli olmalısınız çünkü birçoğu asansörü durdurur, birçoğu da hiçbir işe yaramaz. Yapmanız gereken biran evvel asansörden çıkmaya çalışmaktır. Kontrol paneline her an rahatça ulaşabileceğinizden mutlaka emin olun.

Evinizdeki değerli elektronik cihazların seri numaralarını bir yere not edin. Ayrıca mümkünse değerli eşyalarınızın fotoğraflarını ya da video görüntülerini çekin ve saklayın.

Değerli evraklarınızın da fotokopilerini çekin ve ayrı bir yerde saklayın. Kredi kartı numaralarınızı ve çalınması durumunda aranacak telefonlar numaralarını da güvenli bir yere not edin.

Mümkün olan değerli eşyalarınıza (elektronik cihazlar gibi), sizin olduklarını ifade eden özel bir işaret koyun (isim, ehliyet numarası gibi). Bu; satılmalarını zorlaştıracağı için hırsızları bir kez daha düşündürecektir. Ayrıca polisin olayı takip etmesini ve çalıntı malın sahibini bulmasını kolaylaştıracaktır.

Sigorta yaptırın. Her türlü soruna karşı içinizin rahat etmesi ve kayıplarınızın karşılanabilmesi için evinizi kapsamlı bir şekilde sigortalayın.

 

Bu bilgiler, www.1de1.com sitesinden alıntı yapılmıştır.

Yine Aynı Manzara

Emine - 10:32 am Pazartesi, Nisan 2, 2007

  • Memleket

Hafta sonu İzmit Derince’de oturan halamı ziyarete gittik. Çok keyifli bir yolculuğun ardından Derince’ye ulaştık. Hava biraz yağmurlu olmasına rağmen yollar açıktı. Keyifli geçen saatlerin ardından tekrar görüşmek üzere İstanbul’a doğru yola çıktık. Evet şu ana kadar herşey normal. Yaklaşık iki saat içerisinde İstanbul’a varmıştık. Gişelerden çıktık ve çilemiz başladı. Çamlıca’dan köprüye ancak 2,5 saat gibi kısa ! bir sürede ulaşabildik. Çok harikaydı gerçekten. En fazla 3-5 km’lik mesafeyi 2,5 saat gibi rekor bir sürede aldık. Artık İstanbul’da yaşayan insanlar olarak trafiğe alışığız. Trafik hayatımızın bir parçası ama insaf diyorum..

Gelelim ikinci önemli konuya. Emniyet Şeridi. Emniyet şeridi her zamanki gibi ana baba günüydü. O kadar doluydu ki artık emniyet şeridi olmaktan çıkıp ilave bir şerit halini aldı. Arada geçen ambulans ve polis arabaları dahi bu şeridi açmaya muvaffak olamadı. Eğer emniyet şeridi tedavülden kalktıysa ki kalkmış gözüküyor, yetkililer bi zahmet söylesinler biz de faydalanalım. Eğer halen kullanımda ise o zaman gerekli önlemleri yine bi zahmet alsınlar. Köprüye kadar yalnızca bir polis arabası gördük o da İ.E.T.T. orobüslerinin saptığı sapakta. O kadar. Zaten o sapağa kadar emniyet şeridinden  gelmiş olan birisi kavga dövüş, saygısızlıkla solundaki şeride giriyor. İstanbul’un hali içler acısı. İnsanların saygısızlığı akıl almaz seviyede. Sonumuz hayır olur inşallah..

İlave olarak aklıma ister istemez şu geldi. İki ay kadar önce Trafik Müdürlüğü İstanbul’da trafiği azaltmak için öneriniz nedir diye bize sordu. İnternet siteleri aracılığıyla bir çok kişi düşüncelerini söyledi. Herkes herhalde bir çok önemli konuya değinmiştir ancak İstanbul’un göbeğinde bulunan alışveriş merkezleri için sizin düşünceniz nedir. Örneğin her gün binlerce arabanın geçtiği Mecidiyeköy bölgesi. Bu bölgede çok kısa mesafelerle 3-4 alışveriş merkezi var. Profilo,Cevahir biraz ileride Metro City, Kanyon vs.. Devamı da gelecek gibi gözüküyor. Bu kadar insan bu merkezlere gelerek trafik oluşturmuyor mu? Şehrin göbeğinde alışveriş merkezlerinin bu kadar çok olması normal mi? Bizim yaşadığımız yerlerde örneğin  6  katlı bir binaya imar gereği ancak izin varken, alışveriş merkezlerinin bu izinleri almaları normal mi? Benim fikrim, duyduğumuz, internette gördüğümüz üzere alışveriş merkezlerinin şehir dışına yapılmasıdır.  

Son olarak. Emniyet şeridini kullanan arkadaşlar ve emniyet şeridinin gereksiz yere kullanılmasını engellemesi gereken arkadaşlar. Eğer gerçekten gereksiz yere kullanmış yada kullandırtmışsanız. Hakkımı helal etmiyorum. Böyle biline. Elimden başka bir şey gelmiyor. Herhalde ambulans içindeki hasta yakınları da aynı şeyi düşünmüşlerdir…

Zaymıns Alman Teknolojisi

Emine - 5:27 pm Cuma, Şubat 23, 2007

  • Memleket

MetroCity - Beni Yıka

Emine - 9:35 am Pazartesi, Ocak 8, 2007

  • Memleket

Aracınızın başına gelecebilecek olaylardan müessesemiz sorumlu değildir!

Peki kim sorumludur? Bir sorumlu bulmak için başka kime para ödemeliyiz?

Bu deneyimim bir alışverişmerkezi, daha doğrusu alışveriş merkezinin otoparkı ile ilgili. Ama bunu bildiğim tüm alışveriş merkezleri ile genelleyebilirim. Son yıllarda hayatımıza giren alış veriş merkezlerini seçmemizin önemli nedenlerinden birisi de aracımızı park edebilecek bir yer bulma olanağımız. Bazıları paralı, bazıları parasız. Parasız olanlarda şimdilik, promosyon amaçlı olarak böyle olduğunu belirtiyorlar. Ama hemen hepsinde, istisnasız “otoparkımızda aracınızı başına gelebilecek olumsuz durumlardan, müessesemiz mesul değildir” anlamında bir tabela görüyoruz. Peki ama neden? Kilitli bir araca bile göz kulak olamıyorsanız, nasıl benim can güvenliğimi sağlayacaksınız? Hem de kapalı bir otoparkta. Hem de onlarca güvenlik görevlisi kostümü giymiş insanlar dururken kapının önünden. Hem de ben otoparka girerken, bagajımdan aracımın altına kadar aranırken.

Şu bir gerçekki, sokakta arabanızı park etseniz ve oradaki “deynekçi” tabir edilen mafyavari kişiye bahşişinizi bırakırsanız, aracınızın başına asla birşey gelmez. O bahşişi esirgerseniz, şimdiden geçmiş olsun. Yani isteyince güvenlik sağlanıyor. Bu arada deynekçileri ve bu düzeni onayladığım görüşüne kapılmasın sakın; her gün haraç vermek zorunda kalmamızı sağlayan büyüklerimize nasıl beddua ettiğimi ben biliyorum.

Neyse efendim, ben yazıma döneyim. Ben duvarda o yazıları görünce aklıma hep aracıma girecek hırsızlar gelirdi. Ama bilin ne oldu, daha trajiği. Bundan bir süre önce Metro City’ye alışveriş yapmak için gittim. Otopark’a inerkende dedim ki, “hazır biraz vaktim de var, aracımı yıkatayım”. Demez olaydım. Aracımı otoparkın ilk katındaki Beni Yıka‘ya bıraktım. Uzatmayayım, yaklaşık 1 saat kadar sonra döndüğümde karşılaştığım manzara sinirlerimi allak bullak etti. Aracımın lastiğini yarmışlar. Nasıl olur dedim. Dedilerki, duvarların alt tarafına yeni seramik döşemişler, aracı yıkayanlar da henüz alışamamış, geri geri gelirken o seramiklere sürttürmüşler ve yarılmış. Ama zaten ilk ben değilmişim. Çok dert etmeye gerek yokmuş, zaten stepne ile değiştirmişler. Yarık lastiği de yıkayıp bagaja koymuşlar.

“Eee, nolcak şimdi?” dedim. Ve o an ortalık boşaldı. Biraz uğraştım bir yetkili bulmak için. Buldum da. Yapacak birşey yok ama isterseniz aracı yıkayandan talep edersiniz dedi. İyi de ben servisin ücretini şirkete ödüyorum. Çalışanla neden ben muhatap olayım? Eğer öyle oluyorsa, ben de çalışana size ödediğim paranın yarısını verirsem o aracı yıkatırım zaten. Sonra da akıl verdiler, “çıkışta solda bi lastikçi var, yarım saatte halleder, en fazla da 15 milyon tutar”. E o zaman neden yaptırmadınız ben gelene kadar? Cevap tabi ki yok.

Neyse bağırdım, çağırdım ve elde patlak bi lastikle alış veriş merkezini terk ettim. Bunu alış veriş merkezine söylemelimiydim sizce? Ne farkeder ki? Sonuçta otoparkta aracımın başına gelebilecek olaylardan müesseseleri sorumlu değil.

Not: Yıkamacı firmaya dedim ki “hasarımın karşılığını istiyorum. Lastik alıcam, parasını da sizden alıcam.” Dediler ki, “yeni lastik parası ödemeyiz, ama 15 YTL’yi veririz, siz yaptırıp gelin”. Eksik olsunlar!

Alper Akcan

Kaynak: www.deneyimler.net

Sonraki Sayfa »