Emine Gönül Ertanış

Bir tanem Emineme...

Blog Konferansı 2007 !

Ömür - 5:00 pm Pazartesi, Kasım 5, 2007

  • Kıssadan Hisse

Blog konferansı 2007 etkinliğini duyunca çok heyecanlandım ve  gittim sitelerine baktım. Anladım ki günlük konferansı değil Pazarlama Konferansı imiş.

Siteleri zaten dadından yenmiyor. Hadi Günlük Konferansı ile ilgili bir web sitesinin Günlük sitesi olması gerektiğini geçtim bari adam akıllı bir site olsun. Devasa bir imaj dosyasını ana sayfaya yüklemişler ve harika bir şekilde alt sayfalarda yine tek ! parça imaj dosyalarından oluşmakta. Web 2.0 konusunun  da Konferans Programında yer alması itibari ile ilginç bir konuşma olacağını görür gibiyim. Web 2.0 ? O da ne? Ver imajı olsun gitsin. Program  Gerçekten harika. Adının Blog olmasından kıllanmıştık zaten ama bu kadar da olmaz.

Not 1: Kişisel blog başarı öyküleri konuşmacılarını merak ettim ve internette aratayım dedim. Neler çıktı neler. Yorumsuz olarak linklerden birini veriyorum. Belki konferans hakkında ufak bir ışık verebilir. Yazılara buradan ulaşabilirsiniz.

Not 2: Blog  nedir? Nereden gelmektedir arkadaşlar?

WebLog kelimesinden türemiştir. İngilizce’den gelmektedir. Güzelim Türkçemiz ile Türkçe anlaşmak varken neden Blog.  Blog Değil Günlük demek için Blog Değil Günlük sitesini ziyaret etmenizi öneririm.

Hotel Ruanda

Ömür - 9:26 am Salı, Eylül 4, 2007

  • Sinema

Hotel RwandaBu hafta sonu Bilecik’e ailemizi ziyarete gittik. Çok keyifli bir hafta sonu oldu bizim açımızdan. Hasret gidermenin yanı sıra İstanbul’un koşuşturmacasından bir an için tamamiyle sıyrılabildik. Arada bir hatta sık sık yapmak gerek sanki :) Ancak herşeyin bir sonu olduğu gibi bu kısa tatilin de bir sonu vardı ve akşam saatlerinde Eskişehir’den İstanbul’a hareket etmiş bulunan otobüsümüze Bozüyük’de bindik ve dönüş yolculuğumuza başladık. Şu ana kadar herşey normal ve olması gerektiği gibiydi aslında. Muavin her zamanki gibi dvd oynatıcıya  bir film koydu. Her zamanki eğlencelik filmlerden birini yarım yamalak izleyecek ve yolda biraz olsun canımız sıkılmayacaktı. Ancak öyle olmadı. Tahmin edebileceğiniz gibi izlediğimiz filmin adı “Hotel Rwanda” idi ve hiçte öyle eğlencelik bir film değildi.

Hotel Rwanda Ruanda da yaşanan ve 800.000 (sekizyüzbin) Tutsi’nin, Hutu’lar tarafından  katledilmesiyle sonuçlanan Ruanda Katliamını konu alıyor.Ki Hutu’lar ve Tutsi’lerin ortak yanı Ruanda’lı olmaları. Hotel Ruanda (Orijinal ismiyle: Hotel Rwanda), Ruanda Katliamını konu alan, dram türü 2004 tarihli bir film. Kanadalı, İngiliz, İtalyan ve Güney Afrikalı firmaların ortak yapımı olan filmin başrol oyuncusu Don Cheadle’de.  Ruanda’nın başkenti Kigali’deki bazı çekimler dışında filmin büyük bölümü Güney Afrika’da çekilmiş. Filmi izlerken sürekli böyle bir şey nasıl olabilir birbiri ile aynı toprakları paylaşmış dilleri bile aynı olan bu insanlar böyle bir katliamı nasıl yapabilir diye düşündüm. Aklım izanım almadı. Ve bugün kısa bir araştırma ile aslında çıban başının her zaman ki gibi Avrupa ülkeleri olduğu ortaya çıktı. Ruanda soykırımı ile ilgili detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.

Filmin Konusu

Film Ruanda’da 1994 yılında Hutu ve Tutsi etnik grupları arasında çıkan ve büyük sayıda (yaklaşık 800 000) Tutsi’nin yaşamını kaybetmesiyle sona eren şiddet olayları ve katliamı konu alıyor ve filmin senaryosu Ruanda Katliamı’ndaki gerçek olaylara dayanmakta. Ana karakter Kigali’deki Hôtel des Mille Collines’in müdürü olan Hutu kökenli Paul Rusesabagina.

Bir Hutu olan Paul Rusesabagina, Hôtel des Mille Collines’in müdürüdür ve Tutsi bir kadınla evlidir. Katliam başladığında öncelikle kendi ailesini kurtarmaya çalışsa da durumun farkına varınca kendi ailesinin yanı sıra kurtarabildiği tüm Tutsi ve Hutu mültecileri kurtarmaya çalışır. Komşularıyla birlikte ailesini otele götürmesinden sonra birçok Tutsi ve Hutu mülteciyi de otele alır. Otel neredeyse bir mülteci kampına dönerken, daha önceleri kurduğu ilişkilerini kullanarak oteldeki insanları korumaya çalışır…

 

İstanbul Sahipsiz !

Ömür - 11:32 am Cuma, Ağustos 31, 2007

  • Memleket

İstanbul sahipsiz! İstanbul yalnız! İstanbul üzgün! Bir kaç ay önce yine bu sayfalardan şöyle demiştim.

İki ay kadar önce Trafik Müdürlüğü İstanbul’da trafiği azaltmak için öneriniz nedir diye bize sordu. İnternet siteleri aracılığıyla bir çok kişi düşüncelerini söyledi. Herkes herhalde bir çok önemli konuya değinmiştir ancak İstanbul’un göbeğinde bulunan alışveriş merkezleri için sizin düşünceniz nedir. Örneğin her gün binlerce arabanın geçtiği Mecidiyeköy bölgesi. Bu bölgede çok kısa mesafelerle 3-4 alışveriş merkezi var. Profilo,Cevahir biraz ileride Metro City, Kanyon vs.. Devamı da gelecek gibi gözüküyor. Bu kadar insan bu merkezlere gelerek trafik oluşturmuyor mu? Şehrin göbeğinde alışveriş merkezlerinin bu kadar çok olması normal mi? Bizim yaşadığımız yerlerde örneğin  6  katlı bir binaya imar gereği ancak izin varken, alışveriş merkezlerinin bu izinleri almaları normal mi? Yazının tamamı

Bugün Hıncal Uluç’un Sabah gazetesinde yayınlanan şu yazısını gördüm. Daha detaylı olarak ele alındığı için sizlerle paylaşmak istedim. Aynen aktarıyorum..

Sahipsiz kent, İstanbul?..
Yahu bu Kanyon ne biçim bir gecekondudur?.. Yanındaki Metro City de öyle.. Dün geçerken yoktular.. Bir gecede kondurmuşlar.. Gecekondu işte.. Çünkü ancak bir gecede konarsa, bugünkü rezillik olur..
Bu kentin sahipsizliğinin en büyük işareti..
Kanyon nedir, Metro City nedir bilinmiyor mu?. Bu iki dev alışveriş ve yerleşme merkezinin yöreye getireceği trafik yoğunluğunu tahmin etmek için uzman olmak mı gerekir, yoksa, kafası çalışan 5 yaşında bir çocuğun zekası yeterli mi?.
Hadi başlarken uyudunuz.. İnşaatları yıllarca sürdü.. O zaman da mı düşünmediniz?..
Onu da geçelim.. Yahu buralar açıldı. Trafik felç oldu.. Hala mı düşünmüyor, çare aramıyorsunuz?. Siz ne biçim yönetici, ne biçin İstanbul sahibisiniz?.
İstanbul’un trafiğinden sorumlu Emniyet Müdür Yardımcısı Ali Kemal Hanlı’ya bir teklif yaptım.. Herhangi bir gün, akşam altıda, Gültepe’de bir itfaiye, ya da ambulans çağrısı yapalım, var mısın?.. Bakalım kaç saatte müdahale edebilecek, ne kadar zamanda gelip gidebilecekler.. Acı acı güldü, Ali Kemal Müdür.. Hepsi o..
Gültepe’yi kente bağlayan yol iki şerit. Bir geliyor, bir gidiyor. Koca bir semt bu daracık yola mahkumken, şimdi Kanyon ve Metro City trafiği de buna eklendi. Çünkü önden geçen Büyükdere Caddesi’ne bu iki alışveriş merkezinden direk bağlantı yok.. İlle Gültepe’nin daracık caddesini kullanacaksınız.
Neden?.. Çünkü İstanbul Trafiğini elindeki bilgisayarla yönetmeye meraklı çocuk için bir tek hedef var. Ana arterdeki hız ortalamasını yukarda tutmak.. Büyükdere Caddesi az kesilsin de, yan sokaklar ne olursa olsun..
Bu kafa ile İstanbul gibi 18 milyonluk bir kentin trafiği yönetilir mi?.
Be kardeşim.. Madem Gültepe, Metro ve Kanyon’un o devasa trafiğini bu daracık yolda üst üste bindirdin, bari o yola sahiplensene..
Hayır..
Bakın Gültepe’ye giriş çıkışı sağlayan o daracık ana cadde ile Kanyon, Metro City arasında 100 metrelik bir Harman Sokak var. Tüm giren ve çıkan trafik bu dar geçitten geçmek zorunda..
Bu Harman sokak, İstanbul’un metrekareye en çok oto park düşen yeri.. Miltaş otomatik oto parkı.. Polo Oto parkı.. Kapalı oto park, açık oto park, Harmancı oto parkı.. 100 metrede 5 otopark.. Ama o 100 metrelik daracık yolun bir şeridi günün her saatinde yasak olmasına rağmen park etmiş arabaların işgali altında. Çünkü oraya park bedava.. Giriş çıkış sıkıntısı yok.. Akşamüzeri bir de servis minibüsleri bekliyor orda, yetmezmiş gibi..
Dahası.. Kaldırım üstünde bir de taksi durağı var ki, yayalar da yürüyemesin..
Şimdi bu kent sahipli mi, Allah rızası için söyleyin..
Bu kentin seçilmiş ya da atanmış sahipleri, Belediye Başkanları, Valiler, kaymakamlar, müdürler, hiç mi Gültepe’ye, Kanyon’a, Metro City’ye gitmezler?.. Buradan hiç mi trafik görevlisi, belediye zabıtası geçmez?. Bu rezillik hiç mi kimseyi rahatsız etmez?.
İşin başında, Kanyon ve Metro City’ye izin verirken “Nasıl” demedin.. Şimdi gelip bakmaz mısınız?.. Çözüm aramaz mısın?..
Nasıl İstanbul’un sahibisin sen?.

Sabah Kalkamama Sorununa Kesin Çözüm UyuVeKaybet :)

Ömür - 5:26 pm Çarşamba, Ağustos 29, 2007

  • Buluşlar

Snuznluz

Sabahları benim gibi uyku problemi yaşayan bir çok insan vardır herhalde. Saatini uyanmak için ayarladığı halde 5 dakka 10 dakka diye diye sonunda kalkamayan ve geç kalan. Hatta bu sorun için daha önce yap bozlu saati bile önermiştim. Artık uyanamama gibi bir sorun olmayacak. Kesinlikle olmayacak. İşte size yepyeni bir saat. SnüzNlLüz yani uyu ve kaybet. Uygulama çok basit bir temel üzerine çalışıyor. NEFRET.

Şöyle ki Bu saat ile bekleme düğmesine her basışınızda tanımlamış olduğunuz gerçek banka hesabınızdan ki neredeyse dünya üzerindeki tüm bankaları kapsıyor hiç sevmediğiniz bir kuruluşa para yardımında bulunuyor. O kadar iyilier ki  hangi kuruluşlara yardım yapacağınızı ayarlayabiliyorsunuz ve nefret edeceğiniz bir kuruluş kesin var. Her basışınızda ne kadar yardım yapacağınızı bile belirleyebiliyorsunuz.   İşin en kötü (güzel mi deseydik) yanı ise bu para sizin paranız. :)

Kurulumu çok basit arkasında bir adet RJ45 girişi bulunan saate internet hattınızı bağlıyorsunuz. Ya da kablosuz ağınız varsa saat bu ağa kendiliğinden bağlanabiliyor. Daha detaylı bilgiyi burada bulabilirsiniz

:)

Köpeklere Çikolata Neden Dokunur ?

Ömür - 10:58 am Salı, Temmuz 31, 2007

  • Efe

Evde beslediğimiz kedi, köpek gibi hayvanlar, çikolata ve şeker, kek, kurabiye, çikolata cipsi, kakao tozu, kakao çekirdeğinin kabuğu gibi kakaolu ürünlere çok sık maruz kalırlar. Ancak köpekler bu gibi kakaolu ürünlere oldukça duyarlı olduklarından sık sık zehirlenebilmekte, hatta bazen ölüme kadar varabilen vahim sonuçlarla karşılaşılabilmektedir.

Türkiye’de Ramazan ya da Kurban Bayramı gibi evde çikolata ve ürünlerinin en fazla bulunduğu zamanlarda bu tipten zehirlenme vakalarına daha fazla rastlanmaktadır. Birçok köpek için kakaolu ürünler çekici gelmekte ve onları yemekten zevk almaktadırlar. Köpekler doğaları gereği ayrım yapmadan bunları yediklerinden, kedilerden daha çok etkilenirler.

Neden Çikolata Köpekler İçin Zehirli?

Bilindiği gibi çikolata kakaodan yapılan tatlı bir yiyecek. Kakao ya da Hintbademi Ağacı 10-15 m. boyunda ve vatanı Amerika ve Batı Afrika olan kaviflor (çiçeklerin yaşlı dal ve gövdelerden çıkması olayı) bir bitki, meyveleri kavun şeklinde, küçük bir salatalık büyüklüğünde, ucu sivri, tazeyken limon sarısı-kırmızı renkte, kuruduktan sonra daha koyu olan ve açılmayan kapsüllerdir. Meyveleri çok tohumludur. Beyaz ya da açık mor renkteki ve badem şeklindeki tohumları kakao tanelerini teşkil eder. Meyveler içerisinden çıkarılan kakao tohumları ya hemen ya da bir süre fermentasyona bırakıldıktan sonra kurutulur. Fermentasyon sonucu acı lezzet kaybolur ve aromatik bir koku meydana gelir.50 meyveden yaklaşık 1 kg tohum elde edilir. Taneler kavrulur, kızılımsı kahverengi un haline getirilir ve yağı çıkarılır. Yağ çıktıktan sonra katılaşan kakao, yeniden öğütülerek çok ince toz haline getirilir ki bu toz, kakao tozunu teşkil eder. Bunun bileşiminde kafein ve teobromin gibi metil ksantinler bulunur. Ancak çikolata yapımında kullanılırken kakao yağı çıkarılmaz. Bu şekliyle yaklaşık yüzde 40 karbonhidrat ve yüzde 18 protein içeren bol kalorili bir besindir. Asıl zehirli kısmı ise içerdiği teobromin’den ileri gelir.

Etkisini Nasıl Gösteriyor?

Bu tipten zehirlenmelerde merkezi sinir sistemi uyarısı, işeme ve kalp atımının hızlanması (taşikardi) metil ksantinlerin hücre içi adenozin reseptörlerini engellemesiyle ortaya çıkar. Bunlar ayrıca hücre içindeki kalsiyum yoğunluğunu da yükselterek kalp ve iskelet kasının kasılabilirliğini artırırlar. Bunun yanı sıra hücre içindeki siklik adenozin monofosfat (cAMP) yoğunluğunu da artırdığından adrenalin ve noradrenalinin salıverilmesi de dolaylı olarak hızlanır.
Duyarlılık ve Klinik Belirtiler Nelerdir?
Teobromin ve kafeinin her birinin öldürücü dozu 100-200 mg/kg’dır. Ama ağır zehirlenmeler ve yaşamı tehdit eden klinik belirtiler bu dozların altında da görülebilir. Amerika Birleşik Devletleri Hayvan Zehir Kontrol Merkezinin (APCC) verilerine göre, 20 mg/kg teobromin alanlarda orta dereceli klinik belirtiler, 40-50 mg/kg teobromin alanlarda ağır belirtiler ve 60 mg/kg teobromin alan köpeklerde de felçler görülmektedir. Metilksantinler plasentayı geçerek anne karnındaki yavruyu da etkiler. Ayrıca süte de geçtiklerinden henüz süt emen yavrular da bundan etkilenirler.

Fatma & Dinçer Çiftini En içten Dileklerle Tebrik Ederiz

Ömür - 9:06 am Cuma, Haziran 29, 2007

  • Ailemizden Haberler

Fatma & Dinçer’i tebrik eder.
Bir yastıkta kocamalarını dileriz.

Amin
:)

Temel ve Japon

Ömür - 2:17 pm Cuma, Mayıs 25, 2007

  • Komik
Japon’ un biri, Rize’de bir kahveye girmis ve herkese kafa
tutmuş:
“Var mı? Aranızda delikanlı? Varsa? Çıksın dışarı…”
TEMEL
kapıya doğru yürümüş,
“Çıkıyorum ulan! Görelim bakalım erkekliğini.. .”

Birkaç dakika sonra, TEMEL ağzı-burnu dağılmış bir vaziyette, kahveye geri
dönmüş…
Peşinden de, JAPON kasılarak içeri girmiş ve kahvedekilere TEMEL’i
göstererek:
“Ona, ‘Toyokumi’ ustanın, ‘Katakori’ tekniğiyle vurdum.”

Ertesi gün JAPON yine gelmiş. Yine meydan okuma.
Yine TEMEL’ den rest. Ve
birkaç dakika sonra kapıda yine,
ağzı-burnu dağılmış bir TEMEL.
Ve
peşinden kasılarak yaptığı oyunu açıklayan JAPON:
“Ona, ‘Kuyotomi’ ustanın,
‘Kihotomi’ tekniğiyle vurdum.”
Ertesi gün yine aynı hikaye.
Dayak yemekten ayakta duramaz
hale gelmiş TEMEL ve hergün değişik bir stil kullanan JAPON :
“Ona,
‘Toyohama’ ustanın, ‘Kimanto’ tekniğiyle vurdum.”
“Ona, ‘Tiyotoki’ ustanın, ‘Kohimato’ tekniğiyle
vurdum.”
………… . deerken,
Bu böyle bir hafta devam etmiş.
Ve
sekizinci gün! JAPON yine kahveye gelip, yine herkese kafa tutmuş.
JAPON’ un
restini gören yine TEMEL olmuş tabii…Herkes aman TEMEL Ne yapıyorsun yeter
artık falan, ama TEMEL dinlememiş kimseyi ve
çıkmışlar…Birkaç dakika
sonra, herkes yine suratı dağılmış bir TEMEL beklerken,
Bu kez JAPON,
ağız-burun dağılmış, hoşaf! Kanlar içinde kapı da belirmiş?
TEMEL’ de hemen arkasından girmiş içeriye,
JAPON’ u
göstererek:
 ”Ona, ‘Toyota’ nın ‘Krikosuyla’ vurdum” demiş…

Şampiyon Fenerbahçe :)

Ömür - 1:25 pm Cuma, Mayıs 18, 2007

  • Spor

Fenerbahçe ligin bitimine iki hafta kala, kuruluşunun 100. yılında, 17. şampiyonluğunu ilan etti.
Tebrik ederiz.

:)
:)
:)

Performans degerlendirme terimleri

Ömür - 1:24 pm Salı, Mayıs 8, 2007

  • Komik

Motivasyonu yüksek : Sazan gibi her işe atlayan, bilumum angarya yüklenebilir şahsiyet

Etkili sunuş yeteneğine sahip : Ortalamanın üzerinde güzel/yakışıklı kişi; cillop gibin

Beden dilini kullanabilen :
“Bi su alabilir miyim” derken kasi gozu oynayan sakat kisilik;Ne yapacağı belli olmaz,

Problem çözme yeteneği olan : Havuz problemleri çözerek büyümüş oldugundan her konuda çözülecek bir problem arayan, rahatsız mizaçlı kolej talebesi; problem çözebiliyosa, problem de çıkartabilir,dikkatle izlenmesi lazım gelir

Takım çalışmasına yatkın :
Iki eliyle bi seyi dogrultamayan, lakin kalabaligin arasinda kaynamayi becerebilen ve is yapiyo imajı çizebilen; çakal

Stresle başa çıkabilir : Dünya yansa umurunda olmayan rahat kişilik, gevşeklikte ve lakayitle sınır tanımayan (Not: Polyannagillerin istihdam edilebilenleri de benzer özellikler gösterir, zinhar karıştırılmamalıdır)

Zamanı iyi kullanan :
Müdürünün ruhu bile duymadan, mesai saatleri içinde kahve içip fal baktıran, internette gezip solitaire oynayan, icabında kuaföre gidip saç-baş bile yaptıran yaratici, neşeli, eğlenceli kişilik; ha bi de saat 6 oldu mu bi dakka bile durmaz ve çıkar gider bu tipler.

Değişime açık : Yalaka, bukalemun, fırıldak kişilik

Koç’luk yapabilir : Ara gaz verip çalışanları bedavaya çalışmaya ikna edebilen hin oglu hin.

Etkili satış becerilerine sahip : Agizlarindan girip burunlarindan cikmak suretiyle, müşterileri kandırmayı başarabilen tilki şahsiyet; herşeyi satabilir bu tipler, sizi de satabilir,dikkatli olun.

Müşteri odaklı : Şirkete karşı müşterilerle ittifak yapan hain tip; brütüs.

Temsil yeteneği olan : Her toplantıda basına demeç veriyormuşçasına havalara giren, kendini bi birşey sanan, …. havada kisilik

Uyumlu : Suya sabuna dokunmayan, etliye sütlüye karışmayan silik kişican, TRT’nin beraber ve solo şarkılar korosunda 30 yıl soloya çıkmadan durabilir, otistik te olabilir.

Disariya acik bir kisilige sahip : Surekli ofis disinda

İyi iletişim becerilerine sahip : Sürekli telefonla konuşur

Ortalama bir eleman :
Kafası pek basmaz

Üstün niteliklere sahip : Şimdiye kadar önemli bir hata yapmadı

İsi her zaman birinci önceliktir :
Manita :) bulamayacak kadar cirkin

Sosyal hayatında aktif :
Sürekli kafa çeker

Ailesinin sosyal hayatı aktifdir :
Eşi ve çocukları da kafa çeker

Bagımsız çalışabilir : Kimse tam olarak ne iş yaptığını bilmez

Süratli düşünür : İyi bahaneler uydurur

Dikkatlice düşünür :
Karar veremez

Mantığını iyi kullanır : İşi baskasına yaptırır

Kendini çok iyi ifade edebilir : Türkçe konuşabilir

Liderlik yeteneklerine sahiptir : Uzun boyludur veya bağıra çağıra konusur

Geleceği çok iyi okur : Bayağı şanslıdır

Neşesi yerindedir : Belden aşağı bir çok fıkra bilir

Kariyerine çok önem verir : Adamı arkadan bıçaklayabilir

Sadıktır ve güvenilirdir :
Başka yerde iş bulamamıştır…

Bir Şirketin Telefondaki İmajı ve Türk Telekom

Ömür - 1:34 pm Çarşamba, Nisan 25, 2007

  • Memleket

2-3 Haftadır Türk Telekom’un kulaklarını çınlatmaktayız. Hadise şudur ki ADSL bağlantımız kafasına göre bir süre sonra Türk Telekom’un standart sayfasına yönleniyor ve kullanıcı adı ve şifrenizi kontrol ediniz diyor. Telekom yetkilileri ile yaptığımız görüşmelerde sürekli aldığımız cevap modemi yeniden başlatın. Tamam yaptık. Onu yapın , bunu yapın. Herşeyi yaptık. Virüs taraması yaptık. Virüs güncellemelerini yaptık.Ad-Aware ile trojan taraması yaptık. İşletim sistemini yeniden kurduk,ilave Pardus kurduk. Yok, yok, yok. Kafayı yedik. Bir süre sonra bağlantı gidiyor. Her aradığımızda reset atın  diyen bir yetkili ya da hemen kanmadığınızı görünce arıza kaydınızı alalım diyen çağrı elemanları bulduk. Zor. Gerçekten sorunu çözmek zor. Aşağıdaki yazının konu ile ilgili olduğunuz düşünüyorum.

Bir şirketin / kurumun telefondaki imajı, ilk yatarılan intibanın önemi;
AYŞE ARMAN’IN 20 EYLÜL 2006 TARİHLİ YAZISINDAN…

20 Eylül 2006 - Hürriyet

Alöööööööööööööööööö

“Alo” deyip geçmeyin.

Mühim meseledir. Bir şirketin, bir kurumun telefonunu çevirdiğiniz zaman karşınıza çıkan baygın, bayık alo’lar, aradığınız o yer hakkında, insana fevkalade önemli ip uçları verir. Sadece bir “alo” bile, ne tür bir zihniyetle, yaşam anlayışıyla karşı karşıya olduğunuzu gösteriverir. O yüzdendir ki, ilk “alo” benim için çok tayin edicidir…

* * *
Mesela Cem Ulusoy. Bizim Cem. Şahanedir. Beni gazeteden aradığınızda, karşınıza o çıkar. Tek bir “alo”su şunların hepsini içerir:

“Nasıl yardımcı olabilirim ?”

“Sorununuzu nasıl çözebilirim”

“Siz yeter ki söyleyin, ben hallederim !”

Sizi bilmem ama ben enerjik “alo”ları severim. Genç, dinamik, meydan okuyan, ama küstah olmayan “alo”lar. Cem’inki öyledir. Ve hızlıdır. Vaktinizi çalmaz. Laf kalabalığı yapmaz. Sizi doğrudan sonuca ulaştırır.

* * *
İnsanların “telefondaki karşılama sesi” meselesini es geçmesini ya da önemsememesini kesinlikle anlamıyorum. Bazen birini, bir yeri arıyorsunuz, bir şirketi mesela. Uykudan henüz yeni kalkmış gibi bir ses cevap veriyor:

“Alöööööööööööööö”

Nasıl olabilir ?

Sizin, o şirket hakkındaki izleniminiz ne olabilir ?

Hayatı, telefonda iş halletmek olan biri için, can alıcı bir mesele bu. Tamamen o sese göre şekilleniyor ilişkiler, düşünceler…

Santralda çalışanlar, asistanlar, sekreterler… Bir şirketi, bir insanı temsilen oradalar. Temsilen dediysem söz gelişi değil, hakiki manada. İşleri bu. Hızlı, düzgün diksiyonlu, dinamik, ve pozitif olmalılar. Ben kendi evimi aradığım zaman bile pozitif bir “alo” duymak istiyorum. Hayat enerjisi olan bir “alo…”

* * *
Hürriyet’in santralı mesela, bu konuda olağanüstüdür.

Üstüne tanımam. Ne zaman ararsanız arayın, orada her derdinize koşan ve halleden kadınlar vardır. Hepsi son derece tecrübeli ve duruma hákimdir. Üstelik sesleri insana müthiş güven verir. Bir gün dahi o telefonu “Yeter artık aramayın!” havasında açtıklarına tanık olmadım. Bu vesileyle, onlara da teşekkür etmek istiyorum…

HAMİŞ: Bir de İngilizce meselesi var. Koskoca bir şirketin numarasını çeviriyorsunuz, karşınıza sesli bir mesaj çıkıyor. Önce Türkçe sonra İngilizce şöyle diyor: “Dahili numarayı biliyorsanız tuşlayın, bilmiyorsanız operatöre bağlanmayı bekleyin…” Ama felaket bir İngilizce ile söylüyor. Çok mu zordur bu sesli mesajlarda ya da çeşitli anonslarda iyi İngilizce konuşan insanların seslerini kullanmak ?   

« Önceki SayfaSonraki Sayfa »