2-3 Haftadır Türk Telekom’un kulaklarını çınlatmaktayız. Hadise şudur ki ADSL bağlantımız kafasına göre bir süre sonra Türk Telekom’un standart sayfasına yönleniyor ve kullanıcı adı ve şifrenizi kontrol ediniz diyor. Telekom yetkilileri ile yaptığımız görüşmelerde sürekli aldığımız cevap modemi yeniden başlatın. Tamam yaptık. Onu yapın , bunu yapın. Herşeyi yaptık. Virüs taraması yaptık. Virüs güncellemelerini yaptık.Ad-Aware ile trojan taraması yaptık. İşletim sistemini yeniden kurduk,ilave Pardus kurduk. Yok, yok, yok. Kafayı yedik. Bir süre sonra bağlantı gidiyor. Her aradığımızda reset atın diyen bir yetkili ya da hemen kanmadığınızı görünce arıza kaydınızı alalım diyen çağrı elemanları bulduk. Zor. Gerçekten sorunu çözmek zor. Aşağıdaki yazının konu ile ilgili olduğunuz düşünüyorum.
Bir şirketin / kurumun telefondaki imajı, ilk yatarılan intibanın önemi;
AYŞE ARMAN’IN 20 EYLÜL 2006 TARİHLİ YAZISINDAN…
20 Eylül 2006 - Hürriyet
Alöööööööööööööööööö
“Alo” deyip geçmeyin.
Mühim meseledir. Bir şirketin, bir kurumun telefonunu çevirdiğiniz zaman karşınıza çıkan baygın, bayık alo’lar, aradığınız o yer hakkında, insana fevkalade önemli ip uçları verir. Sadece bir “alo” bile, ne tür bir zihniyetle, yaşam anlayışıyla karşı karşıya olduğunuzu gösteriverir. O yüzdendir ki, ilk “alo” benim için çok tayin edicidir…
* * *
Mesela Cem Ulusoy. Bizim Cem. Şahanedir. Beni gazeteden aradığınızda, karşınıza o çıkar. Tek bir “alo”su şunların hepsini içerir:
“Nasıl yardımcı olabilirim ?”
“Sorununuzu nasıl çözebilirim”
“Siz yeter ki söyleyin, ben hallederim !”
Sizi bilmem ama ben enerjik “alo”ları severim. Genç, dinamik, meydan okuyan, ama küstah olmayan “alo”lar. Cem’inki öyledir. Ve hızlıdır. Vaktinizi çalmaz. Laf kalabalığı yapmaz. Sizi doğrudan sonuca ulaştırır.
* * *
İnsanların “telefondaki karşılama sesi” meselesini es geçmesini ya da önemsememesini kesinlikle anlamıyorum. Bazen birini, bir yeri arıyorsunuz, bir şirketi mesela. Uykudan henüz yeni kalkmış gibi bir ses cevap veriyor:
“Alöööööööööööööö”
Nasıl olabilir ?
Sizin, o şirket hakkındaki izleniminiz ne olabilir ?
Hayatı, telefonda iş halletmek olan biri için, can alıcı bir mesele bu. Tamamen o sese göre şekilleniyor ilişkiler, düşünceler…
Santralda çalışanlar, asistanlar, sekreterler… Bir şirketi, bir insanı temsilen oradalar. Temsilen dediysem söz gelişi değil, hakiki manada. İşleri bu. Hızlı, düzgün diksiyonlu, dinamik, ve pozitif olmalılar. Ben kendi evimi aradığım zaman bile pozitif bir “alo” duymak istiyorum. Hayat enerjisi olan bir “alo…”
* * *
Hürriyet’in santralı mesela, bu konuda olağanüstüdür.
Üstüne tanımam. Ne zaman ararsanız arayın, orada her derdinize koşan ve halleden kadınlar vardır. Hepsi son derece tecrübeli ve duruma hákimdir. Üstelik sesleri insana müthiş güven verir. Bir gün dahi o telefonu “Yeter artık aramayın!” havasında açtıklarına tanık olmadım. Bu vesileyle, onlara da teşekkür etmek istiyorum…
HAMİŞ: Bir de İngilizce meselesi var. Koskoca bir şirketin numarasını çeviriyorsunuz, karşınıza sesli bir mesaj çıkıyor. Önce Türkçe sonra İngilizce şöyle diyor: “Dahili numarayı biliyorsanız tuşlayın, bilmiyorsanız operatöre bağlanmayı bekleyin…” Ama felaket bir İngilizce ile söylüyor. Çok mu zordur bu sesli mesajlarda ya da çeşitli anonslarda iyi İngilizce konuşan insanların seslerini kullanmak ?